Son dönemlerde bölgemizde ve ülkemizin farklı şehirlerinde yaşanan kavga, husumet, trafik tartışmaları, arazi anlaşmazlıkları ve benzeri olayların üzücü sonuçlara yol açtığına tanıklık ediyoruz. Yaşanan her acı hadise, yalnızca ilgili aileleri değil, toplumun tamamını derinden etkilemektedir.
Bu noktada hepimize önemli sorumluluklar düşmektedir. Özellikle yerel ve ulusal medya kuruluşlarımızın, toplumsal hassasiyet oluşturan olayları aktarırken kullandıkları dil ve yayın biçimine azami özen göstermeleri büyük önem taşımaktadır. Kamuoyunun haber alma hakkı elbette vazgeçilmezdir. Ancak şiddet görüntülerinin sürekli tekrarlanması, olayların detaylarının geniş kitlelere servis edilmesi ve çatışma ortamını besleyen içeriklerin yaygınlaşması, toplumsal gerilimi azaltmak yerine zaman zaman artırabilmektedir.
Aynı sorumluluk sosyal medya kullanan bireyler için de geçerlidir. Bir kavga, tartışma ya da üzücü olay yaşandığında, bunu görüntüleyip sosyal medyada paylaşmak çoğu zaman sorunun çözümüne katkı sunmamakta; aksine yeni tartışmaların, kutuplaşmaların ve infiallerin oluşmasına zemin hazırlayabilmektedir. Toplum olarak yaşanan olayları yaygınlaştıran değil, sağduyuyu ve çözümü destekleyen bir yaklaşım benimsemeliyiz.
Bu süreçte en büyük görev ise ailelere ve ebeveynlere düşmektedir. Çocuklarımızın ve gençlerimizin karakteri, olaylara bakış açısı ve sorun çözme yöntemleri öncelikle aile içinde şekillenmektedir. Yeni nesillerimize öfke yerine sabrı, şiddet yerine diyaloğu, husumet yerine kardeşliği öğretmek hepimizin ortak sorumluluğudur.
Unutmamalıyız ki toplumsal huzur yalnızca güvenlik tedbirleriyle değil; ailede verilen eğitimle, medyada kullanılan dille ve bireylerin gösterdiği sorumluluk bilinciyle güçlenir.
Bugün başta bölgemiz olmak üzere tüm vatandaşlarımızı; daha dikkatli, daha duyarlı ve daha sorumlu davranmaya davet ediyorum. Sağduyunun, kardeşliğin ve toplumsal barışın güçlendiği bir gelecek hepimizin ortak hedefi olmalıdır.