Doğu’da yaşayan bir genç, sabah ailesinin kurallarıyla uyanıyor.
Aynı sofraya oturuyor,aynı mahallede büyüyor, aynı geleneklerle şekilleniyor.
Dedelerin anlattığı dengbêj hikâyeleri, herkesin birbirini tanıdığı sokaklar ve güçlü aile bağları hâlâ hayatın
merkezinde duruyor.
Ama o genç, odasında yalnız kaldığında telefon ekranında bambaşka bir dünyaya bağlanıyor.
Bir tarafta yıllardır yaşatılan gelenekler… Diğer tarafta birkaç saniyelik
TikTok videolarının hızla akan dünyası; lüks yaşamlar, kusursuz görünen hayatlar, sınırsız özgürlük algısı ve sürekli parlayan ekranlar…
Bugünün gençleri tam da bu iki dünyanın arasında büyüyor.
Asıl soru ise şu: Gençler kendilerini hangi dünyaya ait hissediyor?
Çünkü sosyal medya artık yalnızca eğlence sunmuyor; aynı zamanda bir hayatstandardı dayatıyor.
Gençlere sürekli daha havalı, daha zengin, daha özgür ve dahagörünür bir yaşam gösteriliyor.
Artık Şırnak’taki bir genç sadece kendi çevresiyle kıyasyapmıyor; İstanbul’daki, İzmir’deki hatta Los Angeles’taki yaşıtlarının hayatlarını da aynı anda izliyor.
Fakat ekonomik imkânların sınırlı olduğu şehirlerde, ekranlardaki hayat ile gerçek yaşam arasındaki mesafe giderek büyüyor.
Ve bu mesafe zamanla sessiz bir yetersizlik duygusuna dönüşüyor. Bazı gençler kendi kültürünü küçümsemeye başlıyor.
Bazıları ise içine kapanıyor. Ardından o tanıdık soru geliyor: “Ben neden onlar gibideğilim?”
İşte görünmeyen çatışma tam burada başlıyor.
Çünkü bizim toplumumuz hâlâgeleneklerin güçlü olduğu bir toplum.
Aile baskısı, mahalle kültürü ve “el âlem ne der”düşüncesi gençlerin hayatını belirlemeye devam ediyor.
Özellikle genç kızlar bu baskıyı daha derinden hissediyor.
Sosyal medyada özgür kadınları, sınırsız gibigörünen yaşamları izliyor; fakat çoğu zaman bu özgürlük yalnızca ekranın diğer tarafında kalıyor.
Asıl tehlike ise burada ortaya çıkıyor: Ne tamamen geleneklerine ait hisseden ne de modern dünyanın içinde gerçekten yer bulabilen bir gençlik oluşuyor.
Araba Sevdasıeserinde eleştirilen “alafranga gençlik” anlayışı bugün farklı bir biçimde yeniden karşımıza çıkıyor. Hem de Şırnak için..
Çalışmadan lüks yaşama arzusu, gösterişodaklı bir hayat ve ekranların arkasında kurulan yapay kimlikler…
Elbette dünya değişiyor. Teknoloji artık en uzak mahallelere kadar ulaşıyor.
Ancak şehirlerin sosyal yapısı ve insanların zihinsel dönüşümü aynı hızla ilerlemiyor işte..
Belki de artık gençleri sadece eleştirmek yerine onları dinleme zamanı gelmiştir.
Çünkübu kuşak ne geleneklerinden tamamen kopmak istiyor ne de dünyadan uzak kalmak…
Aslında aradıkları şey çok basit: Kendi kimliklerini kaybetmeden modern dünyada varolabilmek.
Şırnak’ın geleceği de tam burada şekillenecek.
Eğer gençlere hem köklerini koruyabilecekleri hem de özgürce gelişebilecekleri alanlar açılmazsa, bugün hissedilen bu sıkışmışlık yarının daha büyük sosyal kırılmalarına dönüşebilir.
Ama doğru destek sağlanırsa, gelenek ile modern dünya arasında köprükurabilen yeni bir nesil de yetişebilir.
Çünkü toplum sustukça onlardan uzaklaşan bir gençlik büyüyor.
Ve bir şehir, gençlerini kaybetmeye başladığında yalnızca nüfusunu değil; geleceğini, ruhunu, umutlarını ve yarınını da kaybetmeye başlar.