?>

BAŞKASININ BAHÇESİNE BAKARKEN KENDİ BAHÇEN KURUMASIN

Halil El

9 saat önce

İki insan düşünün.

İkisi de başarılı birini görüyor. İkisi de onun sahip olduğu nimete bakıyor.

Birinin içinden şu geçiyor:

“Maşallah… Allah daha çok versin. Bana da hayırlısını nasip etsin.”

Diğeri ise:

“Niye onda var da bende yok?”

Aynı manzara, aynı başarı; fakat iki ayrı kalp.

Birinin adı gıpta, diğerinin adı haset.

Gıpta eden insan, “Ben de çalışayım.” der. Haset eden ise “Keşke onda olmasaydı.” diye düşünür.

Başkasının güzelliği sizi harekete geçiriyorsa, o nimet size yol göstermiştir. Fakat içinizi daraltıyor ve sahibinin kaybetmesini istiyorsanız, mesele artık onun sahip oldukları değil, sizin kalbinizdir.

Haset çoğu zaman tek taraflı bir mücadeledir. Kıskandığınız insanın bundan haberi bile olmayabilir. O hayatına devam ederken siz zihninizde onunla yarışır, onun sahip olduklarını düşünürsünüz.

Nimet onun hayatındadır; sıkıntısı ise sizin kalbinizde.

 “Kur’an-ı Kerim’de Felak Suresi’nde, ‘Haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden’ Allah’a sığınmamız öğütlenir. Demek ki haset küçümsenecek bir duygu değildir. Kontrol edilmezse önce kalbi, sonra dili ve davranışları bozar; sonunda insan ilişkilerine zarar

Üstelik insanların hayatlarının tamamını görmeyiz; çoğu zaman yalnızca vitrini görürüz.

Birinin arabasını görür, borcunu bilmeyiz. Evini görür, içindeki huzuru bilemeyiz. Makamını görür, taşıdığı yükü fark etmeyiz. Başarısını görür, o noktaya gelene kadar verdiği mücadeleyi düşünmeyiz. Gülümsemesini görür, içindeki yarayı bilmeyiz.

Sonra kendi hayatımıza dönüp “Niye benim hayatım böyle değil?” diye sorarız.

Belki de yanlış soru budur. Daha doğru bir soru şudur:

“Allah bana ne verdi ve ben bunların ne kadarının farkındayım?”

Çünkü rızık yalnızca para değildir.

Sağlık, huzur, iyi bir eş, hayırlı evlat, güvenilir dost, ilim ve güzel ahlak da rızıktır. İnsanların size güvenmesi, gece başınızı yastığa koyduğunuzda vicdanınızın rahat olması da büyük bir nimettir.

Bazen farkına varmadığınız bir imkân, başkasının bütün servetinden daha değerlidir.

Peki insan ne yapmalı?

Başkasında güzel bir şey gördüğünde dua etmeli:

“Allah’ım, ona verdiğini bereketlendir. Bana da hakkımda hayırlı olanı nasip et.”

Bu dua, içteki huzursuzluğu ümide; kıskançlığı gayrete dönüştürür. Ayrıca başkasının başarısının sizin başarısızlığınız anlamına gelmediğini hatırlatır. Allah’ın hazinesi, birine verince tükenen bir hazine değildir.

Kıskançlığın en güçlü ilaçlarından biri de şudur:

Mukayese değil, muhasebe.

“Onun neyi var?” diye sormak yerine:

“Ben ne yapıyorum?”

“Hangi yeteneğimi geliştirmedim?”

“Hangi fırsatı erteledim?”

“Bugün dünden daha iyi olmak için ne yaptım?”

İnsan sürekli başkasına bakarsa kendi yolunu kaybeder. Başkasının imkânlarını sayarken kendi sorumluluklarını ihmal eder; elindeki fırsatlar da fark edilmeden tükenir.

İmrenmek insana yön gösterebilir; haset ise önce sahibini yakar.

Gıpta eden, “Ben de gayret edeyim.” der. Haset eden, “O kaybetsin.” diye düşünür. Şükreden ise şöyle söyler:

“Rabbim ona verdiğini bereketlendirsin; bana verdiğinin de kıymetini bilmeyi nasip etsin.”

Kalbi kurtaran dönüşüm budur: Başkasının nasibini dert edinmekten, kendi nimetinin şükrüne yönelmek.

Öyleyse gözünü başkasının payından çekip kendi kalbine çevir. Elindeki nimeti küçümseme, gecikmiş olanı kayıp sanma. Başkasının ışığını söndürmeye çalışmak yerine, sana verilen kandili temizle ve yak.

Unutma: Allah’ın sana ayırdığı rızık, başkasına verilince eksilmez; sen şükretmeyince görünmez hâle gelir.

Belki de asıl imtihan, başkasına ne verildiği değildir.

Asıl imtihan, kendisine verilene nasıl baktığı, onunla ne yaptığı ve kalbini hangi yöne çevirdiğidir.

Bugün başkasının hayatına bakıp içini daraltmak yerine kendi hayatına dön. Elindeki imkânları şükürle değerlendirebilirsen, aradığın huzur çok uzakta olmayabilir; sana emanet edilen yerde seni bekliyor olabilir

Halil EL

Şair, Yazar ve İş İnsanı

halilelbey@hotmail.com

www.halilel.com

YAZARIN DİĞER YAZILARI