?>
Yeter artık bi kalkın
Ekonomi daralıyor.
Esnaf siftahsız kepenk kapatıyor, sanayici üretimden çok ayakta kalmanın hesabını yapıyor, tüccar borçla borç kapatıyor. Ancak tüm bu tabloya rağmen bazı oda başkanları için değişmeyen tek bir şey var: koltukları.
Yıllardır aynı isimler, aynı yüzler, aynı yönetimler…
Seçimler yapılıyor ama değişim olmuyor. Çünkü oda ve borsalar, üyelerin sorunlarını çözmek için değil; belli kişilerin konfor alanını korumak için yönetiliyor.
Oysa oda başkanlığı bir makam değil, emanettir.
Üyenin sesi olmak, sahaya inmek, kapı kapı dolaşıp sorunları Ankara’ya taşımak gerekir. Kriz anlarında masada değil, sahada olunmalıdır. Bugün ise birçok oda başkanı için temsil; birkaç tören, birkaç fotoğraf ve süslü cümleden ibaret.
Sanayi çöküyor, tekstil bitme noktasında, küçük esnaf ayakta duramıyor…
Peki oda başkanları nerede?
Ne güçlü bir basın açıklaması var,
ne sert bir çıkış,
ne de somut bir çözüm önerisi…
Çünkü koltuğu riske atacak bir cümle kurmak, çoğu için göze alınamayacak bir cesaret işi.
Daha da acısı şu ki;
Odalarda değişim isteyenler sistem dışına itiliyor. Gençler, yeni fikirler ve farklı sesler yönetim kapısından içeri alınmıyor. Aynı ekip, aynı anlayış, aynı sessizlik…
Adeta seçim değil, nöbet değişimi bile olmayan bir saltanat yaşanıyor.
Unutulmamalıdır:
Bu koltuklar kimsenin tapulu malı değildir. Oda başkanları ömür boyu atanmış kişiler değil, üyelerin geçici temsilcileridir.
Üyenin derdiyle dertlenmeyen, kriz karşısında susan, Ankara’nın kapısını aşındırmayan bir yönetimin o koltukta oturma hakkı yoktur.
Bugün odalar, üyelerin umut kapısı olmaktan çıkmış; kişisel vitrinlere dönüşmüştür. Oysa bu koltuklar güç göstermek için değil, yük taşımak için vardır.
Unutulmasın:
Koltukta uzun süre oturanlar, bir gün o koltuğun altında kalır.
Ve tarih; susanları değil, risk alanları, konuşanları ve mücadele edenleri yazar.
Artık soru nettir:
Oda başkanları koltuklarını mı temsil ediyor, yoksa üyelerini mi?
Bence cevap da nettir:
Artık değişim zamanı.
Bu Koltuklar Tapulu malınız değil.
Yeter bı kalkın ya
Şimdi değişim zamanı..
YAZARIN DİĞER YAZILARI
-
Sandıktaki İrade, Tezgâhtaki Siyaset: Satılık Halk mı Var?
10-05-2026
-
Celladın Alkışçıları: Cambaz Bitti, Sıra Bizde
02-05-2026
-
Bir Günlük Bayram, 364 Günlük Sessizlik
30-04-2026
-
Ben Neyi Savunuyorum?
27-04-2026
-
Büyüklerin Fırtınası, Küçüklerin Tsunamisi
20-04-2026
-
Sokağın Sahibi Kim: Korkunun Gölgesinde Yaşamak
11-04-2026
-
Yol Benim" Yanılgısı ve Trafikte Can Pazarı
10-04-2026
-
“Geçim Değil, Direnme Mücadelesi: Ay Sonunu Değil, Yarını Düşünemiyoruz”
06-04-2026
-
Ahlakın Partisi Olmaz
02-04-2026
-
Kazananı Olmayan Bir Sınav
29-03-2026
-
Nükleer Terazi Neden Hep Aynı Tarafa Eğiliyor?
26-03-2026
-
Beton Duvarlar Arasında Nefes Almak Suç mu?
22-03-2026
-
Bir Neslin Bitmeyen Hesabı: 1960–70 Kuşağı
15-03-2026
-
Kürsü Sizin, Sokak Bizim!
08-03-2026
-
Sıradaki Kim?
04-03-2026
-
Kutuplaşmanın dili
02-03-2026
-
Ortadoğu’da Bir Cümlenin Bedeli
26-02-2026
-
Mutluluk Bir İlçe Adı Değilse Eğer...
23-02-2026
-
Körler Sağırlar Birbirini Ağırlar,Ramazan Gelince Hatırlanan Vicdan
18-02-2026
-
Bir “Şok” Diğerini Sökerken
14-02-2026
-
Tesadüf Değil, Operasyon!
08-02-2026
-
6 Şubat: Bu Ülkenin Aynaya Bakmak İstemediği Gün
31-01-2026
-
Adlî Emanet Deposu mu, Yol Geçen Hanı mı?
24-01-2026
-
Bu Ülke Depremden Çok Deprem Şarlatanlarından Çekiyor
17-01-2026
-
Yeter artık bi kalkın
12-01-2026
-
Taziye Sofrası: Gelenek mi, Yük mü?
04-01-2026
-
Bir Sabah Yürüyüşünden Toplumsal Vicdan Muhasebesine
28-12-2025
-
28 Bin TL ile Hayat mı, Hayatta Kalma Mücadelesi mi?
25-12-2025
-
Bir Felaketin Uzayan Gölgesi: Depremin 1000. Günü
22-12-2025
-
Kaysı, Sağlık ve Çimento: Bir Bölgenin Vicdan Sınavı
15-12-2025
-
Tekstilde Sessiz Göç!
09-12-2025
-
Pandemi Sonrası Kalp Krizleri: Bilim Konuşmalı, Kurumlar Susmamalı
29-11-2025
-
Köyün Bitmeyen Hikayesi
24-11-2025
-
Görünenin Ardındaki Gerçekler Nasıl bir ülkede yaşar olduk?
17-11-2025
-
Siyaset, Sosyal Medyada Değil Sahada Yapılır!
15-11-2025