Mardin…
Taşın dile geldiği, tarihin nefes aldığı şehir.
Mezopotamya’ya bakan teraslarında yürürken insan yalnız olmadığını hisseder.
Sokaklar konuşur, duvarlar anlatır, kapılar tarih fısıldar.
Bu yüzden Mardin sıradan bir şehir değildir; ruhu olan bir şehirdir.
Bu kadim kent yalnızca mimarisiyle değil, kültürel ve inanç zenginliğiyle de dünyanın sayılı şehirlerinden biridir. En ümmî Mardinli bile üç dil konuşur; Türkçe, Kürtçe, Arapça… Kimi zaman Süryanice de eklenir buna.
Farklı dinlerin, kültürlerin ve geleneklerin yüzyıllardır yan yana yaşadığı bir medeniyet aynasıdır Mardin.
Bu yüzden dünyanın dört bir yanından insanlar gelir bu şehre.
Krallar, prensler, leydiler, bakanlar… Devlet başkanları, diplomatlar, sanatçılar…
Bir dönem İngiltere Veliaht Prensi olan Charles III bu şehrin sokaklarında dolaştı.
Fransa’nın eski Cumhurbaşkanı François Mitterrand’ın eşi, insan hakları aktivisti Danielle Mitterrand bu şehre hayran kaldı.
Cumhurbaşkanları geldi, başbakanlar geldi.
Bakanlar, müsteşarlar, genel müdürler, milletvekilleri geldi.
Hepsi Mardin’i gezdi, taş evlerin arasında fotoğraflar çekti, Mezopotamya ovasına baktı ve aynı cümleyi kurdu:
“Mardin hoştur…”
Peki ya sonrası?
Eğer bu şehre gelen her Cumhurbaşkanı, her Başbakan, her Bakan, her üst düzey yönetici şehrin eksiklerine bir çivi çaksaydı; bugün Mardin çok daha farklı bir yerde olurdu.
Bugün hâlâ Türkiye’de çevre yolu olmayan bir büyükşehir olur muydu?
Elle tutulur bir şehir stadyumu olmayan bir kent olur muydu?
Kış ortasında susuzluk yaşayan bir şehir olur muydu?
Sokaklarında çöp kokusu hissedilen bir turizm kenti olur muydu?
Ve en acısı…
Tarihin kalbine, “otopark” adı altında bir AVM inşa edilen şehir olur muydu?
Elbette bu şehir için emek verenler de oldu.
Şehrin ruhuna dokunan valiler geldi.
Alt yapı için çalışan belediye başkanları oldu.
Örneğin sit alanındaki altyapı çalışmaları…
Yenişehir’in altyapısının kurulması…
Bunlar küçümsenecek işler değildir.
Ama yetmez!
Bugün görünen manzara şu:
Mardin toz içinde, duman içinde.
Bir zamanlar annelerimizin kapı önlerinde süpürgeyle yıkayıp temizlediği sokakların kokusu yok artık.
O sokakların sıcaklığı yok!
Sokaklar küskün…
Sokaklar biraz kırgın…
Mardin’i ziyaret eden bürokratlar, siyasetçiler ve yöneticiler bu şehrin güzelliğine hayran kaldı. Yedi, içti, gezdi. Mezopotamya manzarasında fotoğraflar verdi.
Sonra gitti.
Milletvekillerimiz ise çoğu zaman başka kulvarlarda, başka havalarda…
Süreleri dolunca Ankara’da kalıp hayatın tadını çıkarmayı tercih edenler de az değil.
Ama burada bir şehir var.
Tarihin ortasında, taşın sabrıyla bekleyen bir şehir.
Ve hâlâ aynı cümle kulaklarımızda yankılanıyor:
Mardin hoştur…
Gerisi gerçekten boştur.