?>

ASGARİ ÜCRET: RAKAMLARIN ARDINDAKİ HAYAT

Abdullah Mıstanlı

5 ay önce

Asgari ücret, kâğıt üzerinde basit bir istatistik gibi görülebilir. Bütçe tablolarında bir gider kalemi, işverenler için bir maliyet unsuru olarak da okunabilir. Oysa gerçek hayatta asgari ücret, milyonlarca insan için bir bordro satırından çok daha fazlasıdır. Kimi zaman bir çocuğun beslenme çantası, kimi zaman evin mutfağında kaynayan bir tencere, kimi zaman ev sahibine verilecek kira gideri, kimi zaman da ay sonunu getirme mücadelesidir.

Her yıl yeni yıl arifesinin yaklaştığı bu dönemlerde, Türkiye’nin en kritik gündemlerinden biri asgari ücret olur. Masada yalnızca sayılar yoktur. O masada; kira ödeyemeyen babalar, pazarda filesini yarım dolduran anneler, borçla ayakta kalmaya çalışan haneler ve geleceğe dair umudu giderek zayıflayan milyonlar vardır. Bu nedenle ASGARİ ÜCRET tartışmaları, yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda derin bir toplumsal vicdan meselesidir.

Son yıllarda asgari ücretin toplumsal rolü köklü biçimde değişti. Eskiden en alt gelir grubunu tanımlayan bu ücret, bugün giderek genişleyen bir kesimin “orta gelir” sandığı ama aslında yoksulluk sınırının altına itilmiş hayatların temel dayanağı haline geldi. Artık sadece mesleğe yeni başlayanların değil, eğitimli ve tecrübeli pek çok çalışanın da fiili maaşı asgari ücret oldu. Bu yüzden yapılan her artış, yalnızca çalışanları değil; sosyal yardımları, işsizlik ödeneklerini ve tazminat hesaplarını da doğrudan etkileyen toplumsal bir zincir reaksiyonu yaratıyor.

Elbette enflasyonla mücadele, bütçe disiplini ve işverenlerin sürdürülebilirliği önemlidir. Elbette ekonomi yalnızca duygularla yönetilemez. Ancak şu gerçek de artık görmezden gelinemez: Açlık Sınırına Yaklaşan Bir Maaş, Sadece Bireyi Değil, Tüm Toplumu Yoksullaştırır. Yoksulluğa itilmiş bir toplum etik ahlak ve ilkelerden de uzaklaşır ve yozlaşır. Bu nedenle de geçinemeyen bir toplum huzurlu da olamaz, üretken de olamaz ve uzun vadede de güçlü bir ülke inşa edemez.

Bugün tartışılması gereken sadece “yüzde kaç zam yapılacağı” değildir. Asıl soru şudur: Bu ücret, insana yakışır bir hayatı mümkün kılıyor mu? Büyük şehirlerde ortalama bir kira, tek başına asgari ücrete yaklaşmış durumda. Faturalar, ulaşım, gıda ve eğitim giderleri eklendiğinde, kültür, sosyal hayat ve birikim gibi kavramlar adeta lüks ve ulaşılması mümkün olmayan bir durum haline gelmektedir. Asgari ücret, birçok insan için “YAŞAMAK” değil, yalnızca “HAYATTA KALMAK” anlamına geliyor.

Çözüm, yalnızca rakamları yükseltmekten ibaret olamaz. Bu ancak geçici bir pansumandır. Kalıcı iyileşme için enflasyonla kararlı mücadele, vergi adaletinin sağlanması, gelir dağılımındaki uçurumun daraltılması, sosyal konut ve ucuz ulaşım politikalarının güçlendirilmesi gerekir. Çünkü refah, yalnızca yukarıdan aşağıya değil, tabandan da yukarıya doğru inşa edilir.

“Asgari Ücret Bir Lütuf Değil, Alın Terinin Karşılığı Olan Bir Haktır”. Bu rakam, bir ailenin sofrasıdır, bir çocuğun geleceğidir, bir gencin hayalidir. Ona yalnızca ekonomik bir veri olarak bakarsak, toplum olarak kaybederiz. Emeğin değerini merkeze alan bir anlayış benimsediğimiz gün, gerçek refah toplumuna kapı aralamış olacağız. Bu nedenle de, Gerçek refah; emeği merkeze alan, asgari ücreti insan onuruna yakışır bir yaşam ölçüsüyle belirlemekten geçer.

YAZARIN DİĞER YAZILARI