?>
Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana
Soğan 75 Lira: Bu Milleti Ağlatan Kim?
Kuru Soğanın Acı Gerçeği: Bu Soğanı Kim Saklıyor?
Bir zamanlar "fakirin yemeği" denilen kuru soğan, bugün mutfakların en pahalı misafirlerinden biri hâline geldi. Sofraların vazgeçilmezi, neredeyse her yemeğin baş tacı olan kuru soğan artık cep yakıyor. Kilosu 75 liraya dayandı. Peki bu noktaya nasıl gelindi? Daha da önemlisi, bu fiyat artışının gerçek sorumlusu kim?
Bugün milyonlarca insan aynı soruyu soruyor: Halk ucuz soğan yiyemeyecek mi?
Tarlada üretici, emeğinin karşılığını alamadığını söylüyor. Pazarda vatandaş, fiyatlardan yakınıyor. Eğer üretici de memnun değil, tüketici de memnun değilse, bu zincirin ortasında kim kazanıyor? Asıl cevap bekleyen soru işte budur.
Kamuoyunda sıkça dile getirilen bir iddia var: Stokçuluk. Eğer gerçekten depolar dolusu soğan bekletiliyor, piyasaya kontrollü şekilde ürün sürülerek fiyatlar yükseltiliyorsa bunun hesabını kim verecek? Bu depolar kimlere ait? Kimler bu ürünleri saklıyor? Denetimler yeterince yapılıyor mu? Yoksa her zamanki gibi bedeli yine vatandaşın mutfağı mı ödüyor?
Soğan, bu ülkenin yalnızca bir tarım ürünü değildir. Aynı zamanda ekonominin en sade ama en çarpıcı göstergelerinden biridir. Çünkü soğanın fiyatı arttığında yalnızca bir sebzenin fiyatı artmış olmaz; mutfaktaki yangın büyümüş demektir.
Artık mesele sadece soğan değildir. Mesele, insanların en temel ihtiyaçlarına ulaşmasının her geçen gün daha da zorlaşmasıdır.
Bir dönem kuru soğan, seçim meydanlarının en çok konuşulan konusu olmuştu. Meydanlarda filelerle taşınmış, kürsülerde gösterilmiş, vatandaşın geçim sıkıntısının sembolü hâline getirilmişti. O günlerde herkes soğan üzerinden siyaset yapıyordu. Bugün ise fiyatlar çok daha yüksek olmasına rağmen aynı sesleri duymakta zorlanıyoruz.
Peki ne değişti? Değişen yalnızca fiyat etiketleri mi, yoksa vicdanlar mı? Dün meydanlarda dilden düşmeyen kuru soğan bugün neden sessizliğe terk edildi? Vatandaşın mutfağındaki yangın söndü mü, yoksa artık konuşulması istenmeyen bir konu mu oldu?
Devletin ilgili kurumlarının görevi yalnızca fiyatları izlemek değil, piyasayı bozan her türlü girişime karşı kararlı bir duruş sergilemektir. Eğer ortada stokçuluk varsa bunun üzerine gidilmeli, fırsatçılığa izin verilmemelidir. Çünkü serbest piyasa; denetimsizlik, keyfilik ve fırsatçılık demek değildir.
Unutulmamalıdır ki bir ülkenin ekonomisini anlamak için bazen karmaşık tabloları incelemeye gerek yoktur. Bir pazara çıkıp kuru soğanın fiyatına bakmak bile çok şey anlatır. O etiketlerde yalnızca bir rakam değil; üreticinin emeği, tüketicinin çaresizliği ve piyasanın vicdanı yazılıdır.
Ve geriye cevap bekleyen sorular kalıyor:
Halk yeniden ucuz soğan yiyebilecek mi? Soğan stokçularına kim "dur" diyecek? Bu ürünü kimler depolarda bekletiyor? Ve en önemlisi; bir zamanlar seçim meydanlarının vazgeçilmez simgesi olan kuru soğan yeniden meydanlara taşınacak mı, yoksa bu kez sessizlik mi kazanacak?
Bir zamanlar dillerden düşmeyen o türkü vardı:
"Zeynebim, soğan ekmek yiyelim..."
Bugün ise o türkü bile anlamını yitirdi. Çünkü artık soğan 75 lira, ekmek 20 lira. Soğan-ekmek bile birçok aile için hesap yapılarak alınan bir öğüne dönüştü. Bir zamanlar yoksulluğun simgesi olan "soğan ekmek" bugün bile lüks sayılacak noktaya geldiyse, asıl konuşmamız gereken sadece soğanın fiyatı değil, vatandaşın alım gücünün geldiği noktadır. Çünkü mesele artık yalnızca bir soğan meselesi değil, geçim meselesidir.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
-
Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana
25-07-2026
-
Bir Haftaya Sığan Türkiye, Bir Ömre Yayılan Sorunlar
18-07-2026
-
Mehterle Karşılayıp, İzmir Marşı'yla Uğurlayamadık
11-07-2026
-
Emekliler: İstatistiklerde "Var", Hayatta "Kayıt Dışı"
04-07-2026
-
Ekran Karşısında Bir Soru: Reyting Uğruna Toplumsal Denge Zedeleniyor mu?
28-06-2026
-
Evin Kapısı Var, Ama Eşiği Çok Yüksek: Depremzede Anahtara Nasıl Uzansın?
22-06-2026
-
Tek kelime ,Irmak Öğretmen Öldü!
13-06-2026
-
Taksitli Memleket!
07-06-2026
-
Geleceği Baltalamak: Bedava Oksijenden Milyon Dolarlık Yıkıma
01-06-2026
-
Siyasi Operasyonların Ekonomik Faturası: İrade mi, Esaret mi?
23-05-2026
-
Sofradaki Truva Atı: Beyaz Ekmek ve Genetiği Değiştirilmiş Geleceğimiz
16-05-2026
-
Sandıktaki İrade, Tezgâhtaki Siyaset: Satılık Halk mı Var?
10-05-2026
-
Celladın Alkışçıları: Cambaz Bitti, Sıra Bizde
02-05-2026
-
Bir Günlük Bayram, 364 Günlük Sessizlik
30-04-2026
-
Ben Neyi Savunuyorum?
27-04-2026
-
Büyüklerin Fırtınası, Küçüklerin Tsunamisi
20-04-2026
-
Sokağın Sahibi Kim: Korkunun Gölgesinde Yaşamak
11-04-2026
-
Yol Benim" Yanılgısı ve Trafikte Can Pazarı
10-04-2026
-
“Geçim Değil, Direnme Mücadelesi: Ay Sonunu Değil, Yarını Düşünemiyoruz”
06-04-2026
-
Ahlakın Partisi Olmaz
02-04-2026
-
Kazananı Olmayan Bir Sınav
29-03-2026
-
Nükleer Terazi Neden Hep Aynı Tarafa Eğiliyor?
26-03-2026
-
Beton Duvarlar Arasında Nefes Almak Suç mu?
22-03-2026
-
Bir Neslin Bitmeyen Hesabı: 1960–70 Kuşağı
15-03-2026
-
Kürsü Sizin, Sokak Bizim!
08-03-2026
-
Sıradaki Kim?
04-03-2026
-
Kutuplaşmanın dili
02-03-2026
-
Ortadoğu’da Bir Cümlenin Bedeli
26-02-2026
-
Mutluluk Bir İlçe Adı Değilse Eğer...
23-02-2026
-
Körler Sağırlar Birbirini Ağırlar,Ramazan Gelince Hatırlanan Vicdan
18-02-2026
-
Bir “Şok” Diğerini Sökerken
14-02-2026
-
Tesadüf Değil, Operasyon!
08-02-2026
-
6 Şubat: Bu Ülkenin Aynaya Bakmak İstemediği Gün
31-01-2026
-
Adlî Emanet Deposu mu, Yol Geçen Hanı mı?
24-01-2026
-
Bu Ülke Depremden Çok Deprem Şarlatanlarından Çekiyor
17-01-2026
-
Yeter artık bi kalkın
12-01-2026
-
Taziye Sofrası: Gelenek mi, Yük mü?
04-01-2026
-
Bir Sabah Yürüyüşünden Toplumsal Vicdan Muhasebesine
28-12-2025
-
28 Bin TL ile Hayat mı, Hayatta Kalma Mücadelesi mi?
25-12-2025
-
Bir Felaketin Uzayan Gölgesi: Depremin 1000. Günü
22-12-2025
-
Kaysı, Sağlık ve Çimento: Bir Bölgenin Vicdan Sınavı
15-12-2025
-
Tekstilde Sessiz Göç!
09-12-2025
-
Pandemi Sonrası Kalp Krizleri: Bilim Konuşmalı, Kurumlar Susmamalı
29-11-2025
-
Köyün Bitmeyen Hikayesi
24-11-2025
-
Görünenin Ardındaki Gerçekler Nasıl bir ülkede yaşar olduk?
17-11-2025
-
Siyaset, Sosyal Medyada Değil Sahada Yapılır!
15-11-2025