Ramazan Geldi Ama Ruhumuz Nerede?

Abdullah Mıstanlı
Abdullah Mıstanlı
Ramazan Geldi Ama Ruhumuz Nerede?
26-02-2026

Eskiler “Nerede o eski Ramazanlar?” derken yalnızca bir nostaljiden bahsetmezdi; aslında kaybolan bir toplumsal mutabakatın, zayıflayan manevi bağın ve samimiyetin yasını tutarlardı. Bugün Ramazan yine takvimlerimize geldi. Fakat o kadim kutsallığın hayatın içinde giderek inceldiğini, hatta bazı yerlerde gösterişin şatafatı altında ezilip görünmez hale geldiğini söylemek zorundayız.

Bu ay, bu topraklarda yalnızca aç kalma zamanı değildi. Ramazan; paylaşmanın, sabrın, merhametin ve vicdanın zirveye çıktığı bir dönemdi. Sofralar sadeleşir, kalpler yumuşar, insanlar birbirini incitmemeye çalışırdı. Oruç, sadece mideyi aç bırakmak değil; açın halinden anlamaktı. Bugün ise sanki Ramazan var ama ruhu eksik.

Lüks Sofralarda Sabır Vaazları

Ne yazık ki bu dönemin “hocaları” sınıfta kalmış durumda. Altındaki lüks araçlarla, milyonluk saatlerle, boğaz manzaralı malikanelerden halka seslenen din adamlarının, siyasetçilerin ve dünyevileşmiş tarikat liderlerinin yoksul halka “şükür ve sabır” vaaz etmesi, toplumun vicdanında tamiri zor yaralar açıyor. Kendi hayatlarında saray konforunu sürdürenlerin, kirasını ödeyemeyen babaya, tenceresi kaynamayan anneye “kanaat” telkin etmesi artık inandırıcı değil; düpedüz bir akıl tutulmasıdır.

Beş yıldızlı otellerin binlerce liralık iftar menüleri önünde “açın halinden anlamak” üzerine nutuk atanlar, aslında kitleleri kutsal olan her şeyden hızla uzaklaştırıyor. İnsanlar temsilcilerin yaşantısına bakıp kendi inancından şüphe eder hale geliyor; gençler deizme, ateizme ya da derin bir duyarsızlığa savruluyor. Tarikatların birer holdinge dönüştüğü, dinin siyasetin aparatı haline getirildiği bir düzende; şekil var ama öz çürüyor, ibadet konuşuluyor ama ahlak her geçen gün biraz daha eksiliyor.

Şekil Var, Merhamet Eksik

Etrafımıza baktığımızda iki uçlu bir tablo görüyoruz: Oruç tutan da var, tutmayan da. Ancak asıl mesele oruç tutup tutmamak değil; zaten oruç tutmayanın tutana da saygısı kalmadı. Bu Ramazan’ın taşıdığı anlamın kaybolmasıdır. Bir yanda şekilsel bir dindarlık yaygınlaşıyor, diğer yanda kutsala karşı duyarsızlık artıyor. Dindar çok ama “Müslüman” yani merhametli, dürüst, güvenilir insan azalmış gibi… Bu cümle ağır gelebilir; fakat sokakta, trafikte, iş yerinde, sosyal medyada birbirine tahammülü kalmamış kalabalıklar bunu düşündürüyor.

İftar sofraları paylaşımın değil, güç ve gösterişin arenasına döndü. Market raflarında “bereket” değil, zam ve israf konuşuluyor. İbadet, içsel arınma olmaktan çıkıp kimi zaman bir vitrine dönüşüyor. Üstelik tutanla tutmayan arasında ince bir gerilim hattı oluşuyor. Oysa Ramazan, saygının ve hoşgörünün ayıydı.

Vicdanın ve İnsan Olmanın Sınavı

Daha da acısı, Ramazan’ın merhamet çağrısı toplumun gerçekleriyle çarpışıyor. Yoksulluk derinleşmişken, iftar sofrası kuramayan evler artmışken, insanlar “fitre” ve “zekât”kavramlarını bile bir yük gibi konuşur oldu. Oysa Ramazan, komşunun tenceresini gözetmekti. Bugün ise çoğu zaman kendi soframızın fotoğrafını büyütüp başkasının yoksulluğuna göz yumuyoruz.

Din, bireyin iç dünyası ile Allah arasındaki kutsal bir bağdır. Kimsenin kimsenin inancını sorgulamaya hakkı yoktur. Ancak toplumsal bir doku olarak manevi iklimimizin giderek soğuduğunu görmek de bir gerçektir. Eğer bu ay kibrimizi kırmıyor, haksız kazancın karşısında suskun bırakıyor ve bizi birbirimize yaklaştırmıyorsa; ortada kutsal bir iklim değil, sadece boşa geçen bir zaman dilimi vardır.

Vakit; lüks içinde yaşayıp fakire cennet vaat eden riyakârlıktan sıyrılıp, kaybettiğimiz o samimi, adil ve merhametli ruhu yeniden inşa etme vaktidir. Çünkü Ramazan bir ay değil; vicdanlı kalma ve insan olma sınavıdır.

ÖNCEKİ YAZILARI