Hep biz konuştuk, hep biz anlattık, hep biz dinledik birbirimizi. Hadi bu kez, bizimle hiç
konuşmamış ama bizi hep dinlemiş olanları dinleyelim.
Anne karnında iki bebeğin dünya sohbetlerine kulak verelim…
Anne karnı… Dünyanın en güvenli adresi. Belki de yeryüzündeki tek minnetsiz yer. Telaşı
yok, koşturmacası yok, alarmı yok. Dışarıya dair tek bilgi; ara sıra duyulan boğuk sesler ve
hiç durmadan atan bir kalbin ritmi.
Burada zaman, dışarıdaki gibi acele etmez. Sesler uzaktan gelir, ışık süzülerek içeri sızar. Her
şey, yumuşak bir rüyanın içinden geçiyormuş gibidir. Ve küçücük bir evrende, henüz adı bile
konmamış iki merak büyümeye başlar.
İki bebek, yan yana…
Biri hiç susmaz.
“Doğunca ilk ne yapacağız?”
Diğeri hiç duraksamaz.
“Bulutlara dokunacağız.”
“Gerçekten mi?”
“Elbette. Büyükler konuşunca hep, ‘Gökyüzü senin sınırın.’ diyorlar.”
“Bulutlar pamuk gibi mi?”
“Daha da yumuşaktır. İsteyen cebine biraz koyup eve götürür.”
İlk bebek düşünür.
“Peki insanlar hiç üzülüyor mu?”
“Neden üzülsünler? Kocamanlar ya… Büyük olunca her şeyi biliyor oluyorsun.”
“Kimse ağlamıyor yani?”
“Sadece sevinçten.”
Kısa bir sessizlik olur…
Sonra yine sorular…
“Doğunca herkes bizi bekliyor olacak mı?”
“Tabii. Herkes sadece bizi alkışlamak için toplanmış olacak.”
“Hiç yalnız kalmayacağız yani?”
“Asla.”