?>

“Sınavı Kaybeden Kimdi: Çocuk mu, Biz mi, Sistem mi?”

Leyla Kartal Ediş

23 saat önce

Bu hafta sonu Cizre’de genç bir çocuğun, üniversite sınavının ardından hayatına son

verdiği acı haberiyle yüzleştik. Bir çocuğun geleceğini belirlemesi beklenen birkaç

saatlik bir sınavın, onun yaşamından daha ağır gelmesi nasıl mümkün olabilirdi?

Belki de bu çocuk yalnızca bir sınav sonucunu değil; yıllardır omuzlarına yüklenen

beklentileri, “başarılı olmazsan değersizsin” düşüncesini ve sürekli kıyaslanan bir

neslin yorgunluğunu taşıyordu. Bir çocuğun ölümü karşısında yalnızca “neden yaptı?”

diye sormak kolaydır; asıl zor soru ise “onu bu noktaya getiren neydi?” sorusudur. Bir

çocuğun hayata veda etmesinde elbette tek bir sebep aranamaz; ancak onu bu

noktaya iten koşulları konuşmak zorundayız. Sisteme karşı, çocuklarımıza karşı daha

gerçekçi olmak zorundayız.

Eğitim sistemine dönüp bakmak gerekiyor. Sistemin kendi verdiği eğitim, neredeyse

hiçbir öğrenci için tek başına yeterli görülmüyor. Ailenin geliri düşük de olsa yüksek

de olsa birçok aile, çocuklarının geride kalmaması için özel derslere, kurslara, ek

kaynaklara yönelmek zorunda hissediyor kendini. Ne büyük bir çelişki değil mi?

Sistemin yetiştirdiği öğrenciyi, yine aynı sistemin sınavına hazırlamak için sistemin

dışına ihtiyaç duyuyoruz. Bu düzen, kendi içinde büyük bir paradoks taşımıyor mu?

Bir de sınavların giderek artan zorlukları, fırsat eşitsizlikleri ve imkânlara erişemeyen

çocukların hissettiği eksiklik duygusu var. Peki, bu yükün altında ezilen bir çocuğun

sessiz çığlığını kim duyacak? Ya da ona “sen bir puandan, bir sıralamadan ibaret

değilsin” cümlesini kim yeterince güçlü söyleyecek?

Özetle sisteme itirazım şu: Tarlada izi olmayanın, harmanda yüzü de olmamalı. Bir

eğitim düzeni önce çocukların hayatına dokunmalı, sonra onlardan başarı

beklemelidir.

Bu haber bana yıllar önce okuduğum Veronika Ölmek İstiyor kitabını hatırlattı. Çünkü

roman tam da bu kırılma noktasına dokunuyor. Veronika, dışarıdan bakıldığında

hiçbir eksiği yokmuş gibi görünmesine rağmen yaşamın anlamını kaybetmiştir.

Roman boyunca şu soru karşımıza çıkar: İnsan gerçekten yaşamak istemediği için mi

ölümü seçer, yoksa kendisine dayatılan hayatın içinde nefessiz kaldığı için mi?

Bugün kaybettiğimiz bu genç çocuk da bize aynı acı soruyu bırakıyor: Eğitim sistemi

çocukları hayata hazırlayan bir yer mi, yoksa onları yalnızca bir yarışın içine sokan bir

eleme alanı mı?

Bir gencin sessiz vedası yalnızca bir ailenin acısı değildir; hepimizin üzerine

düşünmesi gereken bir uyarıdır. Çünkü bir toplumun gerçek başarısı, kaç öğrencinin

kazandığıyla ya da bir çocuğun kaç puan aldığıyla ölçülmez. Gerçek başarı; kaç

çocuğun kendini değerli, anlaşılmış ve hayatta güvende hissettiğiyle ölçülmelidir.

Genç kardeşimize Allah’tan rahmet, ailesine başsağlığı ve sabır diliyorum.. Acınızı da

paylaşıyor, sistemin noksanlığının da mahcubiyetini yaşıyorum..

YAZARIN DİĞER YAZILARI