Ana içeriğe geç

Mardin Söz haberleri... Haberler, son dakika haberleri, yerel en güncel gelişmeler, siyaset, ekonomi, sağlık, eğitim, gündem, spor, teknoloji ve Türkiye geneli tüm özel haberler...

Son zamanlarda sosyal medyada sıkça karşımıza çıkan nişan, düğün ve evlilik videoları dikkat çekici bir hâl aldı. Lüks düğün salonları, boy boy altınlar, özel çekimler, konvoylar, şatafatlı yemek tepsileri, abartılı süslemeler… Tüm bu görüntüler artık evlilik denince ilk akla gelenler arasında yer alıyor. Ne yazık ki bu durum, işin bir başka boyutunu da beraberinde getiriyor: Gittikçe artan maddi beklentiler, gençleri evlilikten uzaklaştırıyor.
Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşımın kafesinde çalışan genç bir kardeşimizle tanıştım. Sohbetimiz sırasında bana dönüp şöyle dedi:
“Abi, nişanlıyım ama evlenebileceğimi sanmıyorum. O kadar çok beklenti var ki…”
O an söyledikleri beni derinden etkiledi.
Ben de elimden gelen bir katkı sunmak istedim. Aile mesleğimiz mobilyacılık olduğu için, bir yatak odası takımı benden olsun dedim. Ancak verdiği cevap iç acıtıcıydı:
“Abi, keşke sadece yatak odasıyla bitse… Benden 10 bilezik, Diyarbakır akıtması kolye, lüks düğün salonu, özel kuaför… daha neler neler isteniyor.”
Düşündüm: Bu kardeşimiz asgari ücretle çalışan, hayatını helalinden kazanmaya çalışan biri. Peki bu istekleri nasıl karşılasın? Hangi gelirle bu taleplerin altından kalksın?
Bu sadece bir kişinin hikâyesi değil. Bugün birçok gencin yaşadığı gerçek bu.
Sosyal medyada paylaşılan o gösterişli düğün videoları, artık bir hayat standardı değil; bir “zorunluluk algısı” haline gelmiş durumda.
Gösteriş, evliliğin özünden çalarak onun önüne koca bir duvar örüyor.
Evlilik hayali kuran ama imkânı olmayan nice genç, kendini yetersiz hissediyor, ilişkilerinden vazgeçiyor.
Toplumun odağı artık sevgiye değil, gösteriye kaymış durumda.
Burada durup empati kurmamız gerekiyor.
Toplum olarak bizim de bu tabloda payımız yok mu?
Evlilikleri kolaylaştırmak yerine, sosyal medyada sergilenen abartılı örneklerle sanki herkesin bu şekilde evlenmesi gerekiyormuş gibi bir algı yaratmıyor muyuz?
Bu algı, maddi gücü sınırlı olanları adeta “mahcup” ediyor.
Bu yükün vicdani sorumluluğunu hiç düşünüyor muyuz?
Kendimize ve birbirimize bu soruyu sormanın vakti gelmedi mi?
Oysa farklı inanç sistemlerinde ortak bir ilke var:
“Kolaylaştırın, zorlaştırmayın.”
 Evrensel bir insanlık çağrısıdır.
Evlilik, iki insanın hayatı birlikte yürümeye niyet etmesidir.
Onları bir araya getiren şey bilezikler değil, yürekleridir.
Gösterişli sofralar değil, paylaşılan lokmalardır.
Lüks salonlar değil, beraber kurulan yuvalardır.
Toplum olarak bu gösteriş çılgınlığını bir kez daha düşünmeliyiz.
Yeni nesle gerçekten örnek olmak istiyorsak, mütevazılıkla, sadelikle ve sevgiyle hareket etmeliyiz.
Çünkü evlilik bir gösteri değil, bir ömür boyu yol arkadaşlığıdır.
Ve bu yolculuk, şatafattan değil, samimiyetten güç alır.Bir daha düşünüp vicdani sorumluluklarımızı sorgulamalıyız.