Bir eğitim-öğretim yılının daha sonuna geldik. Kimi öğrenciler karnesini büyük bir sevinçle alırken, kimileri ise ailesinin vereceği tepkiyi düşünerek eve dönüyor. Oysa karne, çoğu zaman düşündüğümüzün aksine, bir çocuğun kişiliğini, karakterini ya da gelecekteki başarısını belirleyen bir belge değildir. Aksine, belirli bir zaman dilimindeki akademik performansın bir yansımasıdır. Bu nedenle karnelere bakarken yalnızca notlara odaklanmak yerine, o notların arkasındaki süreci de görmek gerekir.
Ne var ki karne günü sadece çocuklar için değil, anne ve babalar için de önemli bir sınavdır. Çünkü o gün söylenen her söz, yapılan her kıyaslama ve verilen her tepki, çocuğun kendisini nasıl gördüğünü doğrudan etkileyebilir. Eğer çocuk başarısından dolayı takdir ediliyorsa bu motivasyonunu artıracaktır; ancak eksikleri nedeniyle aşağılanıyor, kardeşiyle ya da arkadaşlarıyla kıyaslanıyorsa, zamanla öğrenmeye olan isteğini ve kendine olan güvenini kaybetmesi kaçınılmaz olacaktır.
Üstelik her yüksek not, düzenli çalışmanın sonucu olmadığı gibi; her düşük not da tembelliğin göstergesi değildir. Bazen dikkat eksikliği, bazen yanlış çalışma alışkanlıkları, bazen aile içinde yaşanan sorunlar, bazen de çocuğun psikolojik durumu akademik başarıyı doğrudan etkileyebilir. İşte bu yüzden ailelerin ilk sorusu “Neden düşük not aldın?” değil, “Seni zorlayan neydi ve bunu birlikte nasıl aşabiliriz?” olmalıdır. Çünkü çözüm, suçlamakta değil; anlamaya çalışmaktadır.
Bununla birlikte her çocuğun öğrenme biçimi, ilgi alanı ve gelişim hızı birbirinden farklıdır. Dolayısıyla çocukları birbirleriyle kıyaslamak yerine, kendi gelişim süreçleri içerisinde değerlendirmek çok daha sağlıklı bir yaklaşımdır. Asıl başarı; yalnızca yüksek not almak değil, sorumluluk duygusu kazanmak, öğrenmeyi sevmek, emek vermeyi alışkanlık hâline getirmek ve karşılaşılan zorluklar karşısında vazgeçmemeyi öğrenmektir.
Karneyle birlikte başlayan yaz tatili de yalnızca dinlenme dönemi olarak görülmemelidir. Elbette çocukların yoğun geçen bir eğitim yılının ardından dinlenmeye, oyun oynamaya ve özgürce vakit geçirmeye ihtiyaçları vardır. Ancak bunun yanında yaz tatili; eksiklerin tamamlanabileceği, yeni becerilerin kazanılabileceği ve aile bağlarının güçlendirilebileceği önemli bir fırsattır.
Bu süreçte çocukların tüm zamanını kurslarla doldurmak ne kadar yanlışsa, üç ayı tamamen plansız geçirmek de aynı ölçüde doğru değildir. Bunun yerine kitap okumaya zaman ayıran, spor yapan, sanatla ilgilenen, doğayla buluşan, aile içinde sorumluluk alan ve teknoloji kullanımını dengeleyebilen çocuklar, yeni eğitim yılına hem akademik hem de sosyal açıdan daha güçlü başlayacaktır.
Öte yandan yaz tatili, çocukların sadece ders çalıştığı değil; aynı zamanda çocukluklarını yaşayabildiği bir dönem olmalıdır. Çünkü anılarla büyüyen çocuklar, yalnızca bilgiyle değil; sevgiyle, ilgiyle ve güvenle de gelişirler. Birlikte yapılan küçük bir yürüyüş, ailece oynanan bir oyun ya da samimi bir sohbet, bazen sayfalarca test çözmekten çok daha kalıcı kazanımlar sağlayabilir.
Sonuç olarak karne; bir son değil, yeni bir başlangıcın habercisidir. Bu nedenle çocuklarımızın başarılarını alkışlarken de eksiklerini değerlendirirken de onları koşulsuz sevdiğimizi hissettirmeliyiz. Çünkü notlar değişebilir, sınıflar geçilebilir, yıllar geride kalabilir; fakat çocukların ailelerinden gördükleri sevgi, anlayış ve destek, hayatları boyunca taşıyacakları en değerli kazanım olacaktır.
Yaz tatiline girerken çocuklarımızdan sadece daha yüksek notlar değil; daha mutlu, daha üretken, daha meraklı ve daha özgüvenli bireyler olmalarını bekleyelim. Çünkü iyi bir karne bir dönemi anlatır; iyi yetiştirilmiş bir çocuk ise geleceği inşa eder.
Gülşen Kaya Tırpan
Eğitimci
