USD 0,0000
EUR 0,0000
USD/EUR 0,00
ALTIN 000,00
BİST 0.000

HER ŞEYİ KAZANIP NEYİ KAYBEDİYORUZ?

19-09-2026

 İnsan bazen bir şeyi elinde taşır.

Bazen gönlünde.

İkisi aynı şey değildir.

Elinizdekini gerektiğinde bırakırsınız. Gönlünüze bağladığınız ise siz nereye giderseniz sizinle gelir.

İmam-ı Azam Hazretleri’ne atfedilen güzel bir anlatı vardır.

Bir adam hâlinden yakınır:

“Namaza duruyorum ama aklım develerimde kalıyor. Acaba yerindeler mi, kayboldular mı, başlarına bir şey geldi mi?”

Beden namazda…

Akıl develerde.

Verilen cevap, meselenin özüdür:

“Sen develeri dışarıya değil, gönlüne bağlamışsın.”

Asırlar geçmiş.

Develer değişmiş.

Ama insan pek değişmemiş.

Bugünün develerinin hörgücü yok.

Evimiz, arabamız, paramız, makamımız, işimiz, telefonumuz, itibarımız…

Bir de başkalarının bizim hakkımızda ne düşündüğü.

Elbette bunlara sahip olabiliriz.

Mesele sahip olmak değil.

Mesele, neyin bize sahip olduğu.

Çünkü gönülden bağlandığımız şeyi kaybetmekten korkuyoruz. Başkası daha fazlasına sahip olduğunda huzursuz oluyor, birinin yükselişini bazen kendi düşüşümüz gibi görüyoruz.

Mal bize hizmet edecekken, farkına varmadan biz mala hizmet etmeye başlıyoruz.

İnsanın yorgunluğu biraz da burada başlıyor.

İmam-ı Azam Hazretleri’ne atfedilen başka bir anlatı daha var.

Bir gün kendisine:

“Kervanın soyuldu.”

deniliyor.

Duruyor.

Kalbine bakıyor.

“Elhamdülillah.” diyor.

Bir süre sonra haberin yanlış olduğu anlaşılıyor. Soyulan kervan onun değil.

Yine duruyor.

Yine kalbine bakıyor.

Yine:

“Elhamdülillah.”

Neden?

İlk haberde kalbini yokluyor:

Mal gitti diye isyan var mı?

Yok.

İkinci haberde tekrar yokluyor:

Malım kurtuldu diye başkasının zararına gizli bir sevinç var mı?

O da yok.

İşte bütün mesele burada.

Asıl kervan dışarıda değil, insanın içinde yol alıyor.

Bugünün psikolojisi buna “duygusal farkındalık” ve “duygusal düzenleme” gibi kavramlarla yaklaşıyor.

Bir olay oluyor.

Bir haber geliyor.

İnsan hemen onun esiri olmak yerine duruyor.

İçine bakıyor.

Duygusunu fark ediyor.

Sonra tepki veriyor.

Asırlar öncesinden gelen o hikâyenin bugünün insanına söylediği belki de en önemli söz şu:

Her gelen haber kalbinizin hükümdarı olmasın.

Çünkü mal arttıkça huzurun da aynı ölçüde artacağına dair bir kural yok.

Bazen tam tersi oluyor.

Mal çoğalıyor, kaybetme korkusu çoğalıyor.

İmkân çoğalıyor, endişe çoğalıyor.

Çevre genişliyor, kıyaslama çoğalıyor.

İnsan sahip olduklarını korumaya çalışırken en kıymetli varlığını kaybedebiliyor:

İç huzurunu.

Yanlış anlaşılmasın.

Mesele çalışmamak değil.

Kazanmamak hiç değil.

Çalışacağız.

Üreteceğiz.

Kazanacağız.

Evimiz de olacak, arabamız da; imkânımız varsa servetimiz de.

Ama ince bir çizgiyi unutmamak gerekiyor:

Mal elimizde olmalı, gönlümüzde değil.

Çünkü elimizdeki malı biz yönetiriz.

Gönlümüze yerleşen mal ise bir süre sonra bizi yönetmeye başlayabilir.

Belki hasedin kapısı da burada açılıyor.

“Onun neden var?”

diye sorduğumuz yerde.

Oysa daha kıymetli bir soru var:

“Bende olanın hakkını verebiliyor muyum?”

Gözümüzü sürekli başkasının kervanına dikersek kendi yolculuğumuzu kaçırırız.

Biriktiriyoruz.

Koruyoruz.

Çoğaltıyoruz.

Ve bir gün hepsini bırakıp gidiyoruz.

Demek ki mesele yalnızca ne kadarına sahip olduğumuz değil; sahip olduklarımızın bizi nasıl bir insana dönüştürdüğüdür.

Kazanınca kibirleniyor muyuz?

Kaybedince dağılıyor muyuz?

Başkasının kazancına sevinebiliyor muyuz?

Başkasının kaybı içimizde gizli bir memnuniyet uyandırıyor mu?

Kalbin terazisi biraz da burada tartıyor insanı.

Belki bugün kendimize tek bir soru sormamız yeter:

Benim develerim nereye bağlı?

Garaja mı?

Bankaya mı?

İş yerine mi?

Yoksa gönlüme mi?

Deveyi kazığa bağlarsanız, gerektiğinde ipini çözersiniz.

Gönlünüze bağlarsanız…

Namaza da gelir sizinle.

Sofraya da.

Dost meclisine de.

Gece başınızı yastığa koyduğunuzda da.

Çalışalım.

Kazanalım.

Sahip olalım.

Ama gönlümüzün anahtarını sahip olduklarımıza teslim etmeyelim.

Çünkü huzur, hiçbir şeye sahip olmamak değildir.

Huzur, sahip olduklarımızın bize sahip olmasına izin vermemektir.

 

 

Halil EL
Şair, Yazar ve İş İnsanı
www.halilel.com
[email protected]