?>

Güneş Mardin’in Taş Evlerine Veda Ederken

Nurullah Yalçın

8 saat önce

Mardin evlerinin teraslardan birine oturup gözlerinizi Mezopotamya Ovası’na çevirdiğinizde Sanki devasa bir deniz yatağı orası; ucu bucağı görünmeyen, rengi mevsimine göre yeşilden sarıya, sarıdan kahverengiye dönen uçsuz bucaksız bir derya. Güneş, tepelerin ardına doğru süzülürken o ovayı yavaş yavaş altın sarısına boyamaya başlar. Mardin’in alametifarikası olan o kalker taşından yapılma evler, gün boyu güneşin sıcağını emip biriktirir. Akşamüstü rüzgârı ovadan yukarıya doğru serin serin esmeye başladığında, taşlar biriktirdiği o sıcaklığı gökyüzünün kızıllığıyla birleştirerek dışarı vurur. Evlerin terasları, birbirinin önünü kapatmayacak şekilde üst üste yığılmış birer merdiven basamağı gibidir. Siz kendi terasınızda çayınızı yudumlarken, bir alt terasta yan taraftaki evin damında ise çocuklar, uçsuz bucaksız gökyüzüne doğru güvercinlerini uçurmaktadır. Taklacı güvercinlerin kanat sesleri, tam o sırada şehre çöken derin sessizliği yırtar. Güneş battıkça, karşı tepedeki tarihi medresenin minaresinden yükselen akşam ezanı sesi, birkaç sokak ötedeki eski bir kilisenin çan tınısıyla iç içe geçer. Sesler, renkler ve kokular ovada eriyip gider. Güneş son ışıklarını da ovanın karanlığına teslim edip çekildiğinde, Mardin asıl büyük oyununu sahneler. Gündüzün o sarı, mağrur taş şehri, birdenbire gökyüzünün lacivertine tezat oluşturan binlerce küçük ışıkla aydınlanır. Yukardan aşağıya doğru baktığınızda, sanki gökyüzündeki yıldızlar yer değiştirmiş de Mezopotamya’nın kucağına dökülmüş gibi hissedersiniz.  Gündüz seyranlık, gece gerdanlık" sözünün ne anlama geldiğini, o taş evin sedirinde oturup ovadan yükselen esintiyi yüzünüzde hissettiğiniz an anlarsınız. Dünyanın hiçbir yerinde karanlığın çöküşü, bu kadar ışıltılı ve bu kadar huzurlu bir sessizliğe bürünmez. Mardin’de güneşi batırmak, sadece günü bitirmek değildir; insan ruhunun o kadim topraklarda kendi dinginliğini yeniden bulmasıdır.
YAZARIN DİĞER YAZILARI