Güncel bir konunun birden fazla yazarın dikkatini çekip kaleme alması çok normal. Konunun önemini belirtmiş olacağından yazılan yazıları daha değerli kılar.
Ama iki ayrı yazarın ;
aynı konuyu,
aynı zamanda,
aynı perspektifte,
aynı detaylara vurgu yaparak dillendirmek istemesi ender görülen bir husus.
Böylesine ender gelişen durumu sevgili Mehmet Çelik ile ben, birbirimizden habersiz olarak yaşadık.
İki gün önce şu anda yazacağım konuya tam başlayacakken, Mehmet'in yazısı düştü önüme.
Yazdığı yazının başlığından "pişti" olacağımızı anlayarak tüm yazıyı zevkle okudum.
Benim de yazmaya başladığım konunun aynı, yazmayı düşündüğüm detaylara kendisinin de değindiğini görünce, gazetecilik etik kuralları gereği yazdıklarımı silip, ertelemenin daha doğru olacağı kanaati oluştu.
Birden fazla yazarın yazmasıyla, konunun daha önem taşıyacağı gerçeğinden hareketle ;
Mardin'de bulunan yaya üstgeçitlerinin konumu ile vatandaşın üstgeçitleri kullanma alışkanlığı konularını ve ilgililerin bu konudaki yaklaşımlarını yazma gereği duydum.
Şimdiki konumuyla Artuklu'da ilk yaya üstgeçitleri 1987 yılında ;
biri Kızıltepe yolu İstasyon mevkiinde,
diğeri daha önce Öğretmenler Sitesi şimdi AVM binasının bulunduğu yerde, öbürü Yeniyol mevkiinde,
bir diğeri de eski yerleşim alanı girişinde Altınova İlkokulu önünde yapıldı.
"Geçiş garantisi" kavramı henüz gelişmediği için, yaya ve araç trafiğine nasıl bir katkı sağlayabileceğinin hesabı ve kitabı yapılmadan kondurulan her dört üstgeçit beklenen ilgiyi görmeden yalnızlıklarına terk edilerek, kısa sürede "ağlayan üstgeçitler" adını alma hakkını elde etti.
İlerleyen dönemlerde, ilgililer AVM önündeki üstgeçitin hıçkırıklarına daha fazla dayanamamış olacak ki yıktırma kararı alırken ; Diyarbakırkapı üstgeçiti, Mardin'in kalbine hançer gibi saplanan meşhur çok katlı otogar(!) projesi kapsamında yıktırıldı, İstasyon ve Yeniyol'daki içli içli ağlamaya devam ediyor.
Daha sonra ; muhtemelen yeri uygun değil diye yıktırılanın yerine biri Valilik Kavşağında, diğeri Sağlık Müdürlüğü önünde yaptırılan üstgeçitlerin de hıçkırıkları hâlâ devam ediyor.
Bir türlü kullanma alışkanlığı oluşmamış kentte, ağlayan üstgeçitlerimizi kullanan yok.
Yakındaki kamera kayıtlarından incelense, yanına vardiyeli çalışan eleman konup sayım da yapılsa 24 saatte 3-5 engelsiz vatandaştan fazla kişinin kullanmadığı görülecek olan ve üzerine bayrak, flama, pankart asmaktan başka bir işlevinin kalmadığı bu ağlayan üstgeçitlerin yüzünü güldürmek için olacak, şimdi de büyük harcamalarla oluşturulan engelli asansörleri monte edildi.
Gerek yerel yönetimlerin sosyal dayanışma adına ve gerekse toplumun "hepimiz birer engelli adayıyız" anlayışıyla engellilere yönelik destekleri gerçekten çok değerli bir davranış biçimidir.
Engelli vatandaşlarımıza verilen her türlü destek gibi, engelli asansörü konusu da kıymetlidir. Ancak, öncesinde bu girişimin ne derece karşılık göreceğinin hesaplanması gerek. Kimse kusura bakmasın, adı geçen üstgeçitler için engelli asansörünün monte edilmesi ;
bir sürü temel ihtiyacı olan birine altın kaplama saat hediye etmeye benzer.
Hiçbir duyarlı vatandaş, engelliler için yapılacak destek ve pozitif ayırımcılığa karşı değildir. Ama aynı duyarlı vatandaş, amacını aşan girişimlerin de doğru olmadığı gerçeğini dile getirmesini bilmeli.
Olmasını dilemediğimiz ;
ağlamakta olan bu üstgeçitlerin yüzünü güldürmek amacıyla faaliyete geçecek olan engelli asansörlerin, çevre ve görüntü kirliliği düşkünü olan kişi ve kuruluşların afiş ve posterine pano olarak kullanılıp "ağlayan asansöre" dönüşmemesi.
Semih HOCAOĞLU
21 Ağustos 2026
