İslam kaynaklarında Müslümanlar Sahabeler,Tabiinler ve Tabiinlerin Tabii şeklinde sınıflandırılmıştır.
1-SAHABE : Peygamber efendimiz zamanında yaşamış ve müslüman olup Peygambere tabi olarak yaşamış olan Müslümanlardır.
Ancak , kaynaklardaki bu tanımlamaya şunu da ilave etmemiz gerekir ki Sahabe, daha çok Peygamberi Kureyş kabilelerinin saldırılarına karşı koruyup Peygambere sahip çıkanlar anlamındadır.
2-TABİİN : Müslüman olup Peygamberi görememiş , Sahabe görmüş ve izinden gitmiş (sahabelere tabi olmuş) Müslümanlardır.
Ancak Tabiin tanımının, Kur'anın Hucurat Suresi 14.Ayetinde ALLAH'ın siz iman etmediniz, lakin Müslüman olduk deyiniz dediği müslüman tanımlamasına ve Sonuna kadar Peygamberle ve islamla savaşıp Mekkenin fethi karşısında mecburen Peygambere tabi olan Mekkenin soylu ailelerine çok daha fazla uyduğu düşünülmektedir.
3-TEBE-İ TABİİN(ETBAUT TABİİN ; TABİLERE TABİ OLANLAR) : Müslüman olup Tabiin neslini görmüş onlardan hadis dinlemiş üçüncü nesil Müslümanlardır.
Bu sınıflandırıcı tanımlamalar Abbasiler döneminde yapılmıştır.
-İlk tabakat çalışmasını Medineli tarihçi ve Abbasi Kadısı Vakidi (ölümü :823) tarafından yapılmıştır. Ancak yazdığı eseri günümüze ulaşmamış, kaybolmuştur.
-Vakidi'nin katibi ve Öğrencisi olan İbn Sa'd'ın ( ölümü 845) Yazmış olduğu et-Tabakâtü'l-kebîr isimli eseriyle, sahâbe, tâbiîn ve tebe-i tâbiîn nesillerini bölgelerine ve faziletlerine göre ilk defa kapsamlı bir şekilde sınıflandırmış olup bu çalışması günümüze ulaşan en önemli İslam âlimidir.
-Sonraki dönemlerde bu sınıflandırmaları Müslim bin Haccâc Hâkim en-Nîsâbûrî (ö. 1014)
detaylandırmıştır.
İslamı ve Müslümanları sınıflandıran bu tanımlamaların, her türlü uluslararası ilişkide bir Arabın kefaletini veya bir Araba tabiiyetini esas alan Arap kültürü içinde bir Mevali aileden gelen Vakidi ile başlamış olması da dikkat çekicidir.
Hakikatte tüm Müslümanların Eshaba ve tabiine değil , sadece ve sadece ALLAH 'a tabi olmaları ve Peygamberin elçiliğini onaylamaları esastır ve öyle olması gerekir. Yani,
TEBE-İ TABİİN DEĞİL "TEBE-İLLAH ; ETBAUT TABİİN DEĞİL ETBAULLAH olması gerekir.
Bunun dışında, birinci nesil, ikinci, üçüncü nesil Müslümanlar adı altında Birinci el Müslümanlık, ikinci el Müslümanlık, üçüncü el Müslümanlık gibi tarifler yapılmasının , islam dininin hem ALLAH katında tek din olup ALLAH katındaki dinin tamamlanmış hali olması özelliğine , hem de kıyamete kadar geçerli evrensel bir din olması özelliğine uymadığı ve bu sınıflandırmanın ırkçı ve köleci Ümeyye Oğullarının (Emevilerin) Kur'ana ve islama rağmen Arap kültür ve geleneğini hakim kılma çabalarının ürünü olduğu düşünülmektedir.
Bilindiği gibi, İslamiyet Öncesi Arap toplumunda bir kabileye sonradan katılanlara, sığınanlara veya azat edilmiş kölelere "Mevali" deniliyordu.
Emeviler Döneminde (661-750) Fetihlerin artmasıyla Müslüman olan Türkler, İranlılar, Berberiler ve Kıptiler gibi Arap olmayan Müslüman toplumlar da azatlı köle anlamında "Mevali" olarak adlandırılıp yönetimden ve ordudan dışlanmış, onlardan ek vergi alınmıştır.
Emeviler bu dönemde milliyetçi (ırkçı) bir politika izleyerek mevâliyi ikinci sınıf vatandaş olarak görmüş, onlardan Müslüman olmalarına rağmen cizye ve haraç vergisi almaya devam etmiştir.
Bu yaklaşımın ve uygulamasının Abbasiler döneminde kalktığı ileri sürülse de Abasilerin son yıllarında Mısır -Suriye ve Hicazda egemen olarak Kafkas ve Kıpçak Türkleri tarafından kurulan ve resmi adı
Ed-Devletü't-Türkiyye ( 1250-1517 ) olan Türk devleti ,Araplar tarafından günümüze kadar Memlük (Arapçada "köle" veya "satın alınmış mülk" anlamına gelip, Türkçe karşılığı Köleler-Kölemen) Devleti olarak anılmıştır.
Ümeyye oğulları yani Emeviler, tarih boyunca , islamiyetten önce de sonra da Peygamber efendimizin mensubu olduğu Haşimoğulları ile rekabet ve çatışma içerisinde olmuşlardır. Ancak bu rekabet ve çatışma islamiyetten sonra Emevilerin Arap ırkçılığı ile İslamın rekabetine dönüşmüştür.
Peygamber soyu ve Haşimoğullarının devlet görevlerinden tamamen uzak tutuldukları
Hz Ebubekir, Hz. Ömer ve Hz Osman döneminden sonra beş yıllık sıkıntılı Hz.Ali dönemini müteakip Emeviler döneminde, Kur'ana ve islam inancına dair tüm içtihatlar, sünnet ve fıkıh, Arap gelenek ve kültürü ile oturtulmuş ve sonrası için içtihat yolları engellenmiştir.
Günümüzde yaşanan tüm sıkıntılar ve tartışmalar da malesef, Kur'anı Mızrakların ucuna geçiren Muaviye ile başlayıp Emeviler döneminde tamamen Arap kültürüne dayandırılarak oturtulan Sünnet, fıkıh ve içtihatlardan kaynaklanmaktadır. Bu kaynak üzerinden bin yıldır Müslümanlara Kur'anın Köle ve Cariyeler üzerinde nikaha gerek olmaksızın hakkı olduğunu vaz ettiği söylenegelmiş, bu tefsir ve içtihatlara dayanılarak Saltanatlarda haremlikler kurulmuş, Işid eli altındaki esir kadınları ve çocukları seks kölesi olarak kullanmıştır. Oysa, Kur'anın bu konuda ki "Meleket Eymeneküm" ifadesi hakikatte elinizin altındaki köle ve cariyeler değil "Yemin ile Sözlü-ahidli -Nikahlı olduklarınız" anlamındadır.
Günümüzde içtihat,fıkıh ve sair kabul edilen bir çok islami kural ve açıklama malesef aynı kaynaklı ve emevilidir.Hak ve hakikatı tartışmalıdır !
