USD 0,0000
EUR 0,0000
USD/EUR 0,00
ALTIN 000,00
BİST 0.000
YAŞAM

YAZAR TOLGA KARABOĞA İLE RÖPORTAJ

Metin Aydın, Yazar Tolga Karaboğa ile yaptığı söyleşide Karaboğa,“İnsana Dair Ne Varsa Yazmaya Çalışıyorum.”

YAZAR TOLGA KARABOĞA İLE RÖPORTAJ
14-09-2021 21:54
15-09-2021 07:17
Google News

 Hazırlayan: Metin Aydın

Dalgalı sularda bindiği edebiyat gemisini hedefine kilitlemiş halde seyreden Yazar Tolga Karaboğa; yazar olarak olarak kendisini, “…Yanlışları, bir takım eksiklikleri, kimi istekleri okuyucuya aktarıp toplumun/bireyin bu hatalardan sıyrılması için belki de küçük bir köprü olabilmek hevesindeki bir çılgınım!..” diye tarif ediyor. Çok dilli bir yazar olmanın nimetlerinden doyasıya faydalandığını da söyleyen Karaboğa, “Bir dil bilen bir edebiyatçı iyi bir kitap yazabilir ama iki dil bilen kişi o iyi kitaba daha güzel ilaveler ekleyebilir. Çok dil çok dost gibidir; daha fazla şeyler yapmana yardımcı olur.” diyor.

İnsanların kitaplarını okumasından keyif alan ve bunun kendisini mutlu ettiğini söyleyen Tolga Karaboğa’nın yazarlık hikayesi başta olmak üzere verdiği samimi cevaplar siz okurları da ziyadesiyle mutlu edecektir. İyi okumalar diliyorum.

 -Yazar Tolga Karaboğa kimdir?

1976 Kızıltepe Ulaşlı köyünde 10 çocuklu bir ailenin yedinci çocuğu olarak dünyaya geldim. Üç yaşımda babamı kaybettim. Annem, okuma yazma bilmediği gibi tek kelime Türkçe de bilmemektedir. Çeltik köyünde geçen çocukluğum ömrümün en güzel yılları olmuştur. Günümüz dünyasında dört duvar arasında yaşayan çocuklardan farklı olarak çocukluğumu özgürce yaşama şansı buldum. Köyümüzden geçen Zergan deresinin suyu adeta ruhumu özgür kılıp Nirvana'ya taşımıştı; her türlü ağaç ve sınırsız toprak, koşumsuz atlar gibi hiçbir şeye bağlı kalmadan geleceğime yönelik özgürce yaşama fikrini bana aşılamıştı diyebilirim. Hele ki güvercinler, kuşlar, balıklar... Küçük yaşta beslediğim güvercinlerimden birinin ismini Spartaküs koyarken -bu ismin tarihin ilk özgürlük savaşçısı olduğunu belki bilerek belki bilmeden- geleceğime yön vereceğini, özgür bir dünyayı, belki de kendi özgür dünyamı yaratacağımdan bihaberdim. Çocukluğu özgür geçen insanların, yetişkinlik dönemleri de öyle geçmeye mahkûmdur... Mardin; yaşadığım coğrafyada, her türlü ırk ve dinin mevcut olması insanın hayata bakışını da ona göre şekillendiriyor haliyle... Aile içinde de aynı durumu yaşadım. Her ırktan bir yakınımın olması ırkçılığın, farklı dinlerden bireylerin olmasından dinin, farklı kültürlerin olmasından kültürlerin birbirlerinden üstün olmadığını aksine tamamının kıymetli olduğunu hayat felsefesi olarak benimsememi sağladı. Kısacası, yaşadığımız bu dünyada herkesin özgürce, adilce; insan hakları ve hukukun üstünlüğü çerçevesinde yaşama hakkı olduğuna inanan, bu uğurda mücadele verilmesi -her türlü şiddet hariç- gerektiğine inanmış; başkasının özgürlüğünü baskılamadan, “demokrasi, demokrasi, demokrasi!” diye bağıran bir bireyim...

 -Yazarlık serüvenin nasıl başladı? Ve niçin yazıyorsun?

Öncesinde nasıl bittiğini anlatayım… Lisedeyim daha fikirlerim taze hayallerime sınır koyamadığım zamanlar. Gencim daha... Edebiyat dersi kompozisyon sınavından çıkmışım. Edebiyat öğretmenimiz sınav sonuçlarını okuyor sırayla: Ahmet 80 diyor, Ayşe 90, Tolga ise 45... Hemen söze giriyorum, 'Çok mu kötü yazmışım hocam?'  'Hayır' diyor öğretmenim, 'Bu kadar güzel yazacak yeteneğe sahip olmadığını düşünüyorum. Bu yüzden sana bu notu verdim.' İşte o gün yazmaktan vazgeçmiştim. Ta ki seninle (Metin Aydın) aynı okulda karşılaşıncaya kadar. Yeni Perspektif (2006) adlı bir edebiyat sitesi kurmuştunuz. Bana sitedeki yazıları okumamı ve varsa yorumlarımı paylaşmamı istemiştin. Ben de farklı bir isimle sitedeki yazıları yorumlamıştım. Hiç unutmam senin benim için kullandığın şu cümleyi, 'İşkembe-i kübradan kaçak atmak doğru değil, sıkıyorsa kendin yazarsın.' Sonra sizin kurduğunuz sitede yazmaya başladım... Yazabileceğime kendimi inandırmıştım... Hayallerim vardı ve bunların sadece kafamın içinde dönüp dolaşmasını istemedim. Yeni Perspektif sitesinde yazma disiplini kazandıktan sonra devamı kitaplar olarak geldi... İnsanoğlu düşünen bir varlıktır, kimi parayı, kimi mutlu mesut bir aileyi, kimi makamı vs. düşünür. Ben ise hayatla ilgili farklılıkları, insan hayatındaki değişiklikleri, farklı kültürlerin buluşması veya ayrışmasını, felsefeyi, insan psikolojisinin sebep ve sonuçlarını, insanların yüzlerindeki çizgilerin bir şeyleri anlatmaya çalıştığını hep düşünürüm. Bunların bir kısmını okuduğumu sanıyorum (artık ne kadarı doğruysa). Belki istem dışı, bunlar kafamda bir hikaye yaratmaya başlıyor. Ve bu hikâyeleri insanlarla paylaşmak istiyorum. Kitap şeklinde yayınlanınca da mutlu oluyorum. Bir çocuk yazdığım kitabı beğendiğini söylediğinde keyif alıyorum... Anlayacağınız yazmak çok güzel!

 -Okuyucuyla buluşan kitaplarının yayınlanma süreçlerini anlatabilir misin? Kitaplarınla ilgili nasıl tepkiler alıyorsun?

İlkler her zaman acemidir. Her zaman çaresiz, çok düşünülmez ilklerde; olsun da nasıl olursa olsun düşüncesi vardır. İlklerin yanıltma payı da yüksektir. İlk defa ok atan biri hedefi on ikiden vuracağını düşünür ama olmaz... Edebiyatta yer bulmak uzun bir süreç ister, (ilk eserde) bir taşla çok kuş vurulmaz (sanki)... İlk kitabımı yayınlamaya karar verirken nereye gideceğimi bilemedim aslında. Tanıdığım dostlarımın yardımıyla ancak bir yayınevine ulaşabildim. Yayınlamadan önce birçok arkadaşa okuttum. Yayınlamaya değer bir kitap olup olmadığını merak ediyordum. İnsanların fikirleri benim için önemliydi. Neredeyse kitabı okuyan herkes beğenmişti. Bu da beni çok mutlu etmişti. Yayınevi sahibi de fazlasıyla beğenince ilk kitabım “Kevok”u (Sınırsız Kitap ve Yayıncılık, 2014) yayınladık. Okuyucu tarafından beğenildi... Kars Digor Belediyesi ve Iğdır Tuzluca Belediyeleri bu romanımdan 500 adet alıp öğrencilere dağıtınca daha da mutlu olmuştum. İlk kitabımın yayınlanma aşaması böyle oldu. Sonra “Çikolata Kitap(Sınırsız Kitap ve Yayıncılık, 2015) ve Düşler Ülkesi (Sınırsız Kitap ve Yayıncılık, 2015) adlı çocuk kitaplarımı arka arkaya yayınladık. Çocuk edebiyatında ilk denememdi; onlar da güzel dönüşlerle bana ulaştı... İnsanlar ürettikleri bir ürünün karşılığını olumlu bir şekilde alınca yaptığının doğruluğuna daha da inanıyor... Sonra “Bir Çift Göz(Sınırsız Kitap ve Yayıncılık, 2017) ve “Doğru (Sınırsız Kitap ve Yayıncılık, 2017) adlı kitabımı çıkardım. İyi gidiyordu... Okuyucu memnundu... Ben de mutlu... Son olarak, “Çöl Sultanı” (Çocuk Roman, İki Eylül Yayınevi, 2019 Yılında) kitabım çıktı. Gayet beğenildiğini düşünüyorum; tepkiler çoğunlukla pozitif. İnsanlar kitaplarımı okumaktan keyif aldıklarını söylüyor bu da beni mutlu ediyor.

 -Kitaplarında öne çıkan konular nelerdir?

Kitaplarımda insanı ilgilendiren her şeyi yazmaya çalışıyorum; bir çocuğun güneşten bir metal alıp onunla dünyayı kurtaracak bir bilezik yapmasından, bir kadının istismar edilmiş, görülmemiş, adına bir şiir bile yazılmamış duygusundan, bir babanın çocuğunu geleceğe taşıyacak güce sahip olamamasına kadar ne varsa yazmaya çalışıyorum. Edebiyat alanında hangi konu varsa ulaşıp okuyucuya aktarmak istiyorum. İlk kitabım Kevok'ta özgürlüğü yazmaya çalıştım. Ergen bir güvercinin özgürlük ve aşkla imtihanı da diyebiliriz. Kevok, ne annesinin sevgisine ne de toplumun yanlış kurallarının altında ezilmek istememektedir; yaşaması gereken bir hayatı olduğuna inanır, bu hayatı da kimseye çiğnetmemekte kararlıdır. Bu yüzden toplumun -kendince- yanlış kurallarına karşı çıkmakta, yapabileceği şeyleri yapmakta -asice- hayata karşı çıkmaktadır. Sonra aşkı bulur ve aşk, daldan zamansız düşen ham bir ceviz gibi yere düşer/çürümeye başlar… Ama o doğru bildiğinden/yüreğinin ona çizdiği yoldan ayrılmaz... Doğru isimli kitabımda ise felsefeyi kurcalamak istedim. Doğru’nun ne olduğunu aramaya çalıştım... Doğrunun, insanların doğdukları coğrafyaya göre şekillendiğini, yanlış bile olsa çocuk yaşta alınan doğruların bir türlü değişmediğini fark ettim. Bu yanlışlardan sadece okuyan, araştıran, sorgulayan insanların sıyrıldığını fark ettim; din, ideoloji, yaşam şekli, kültürel etkiler vs… Bir Çift Göz adlı kitabımda aşkı anlatmaya çalıştım. Aşk; Kâinat savaşları çıkaran, kalbin ritmini alt üst eden duygu… Çöl Sultanı adlı çocuk kitabımda, çalışmadan hiçbir şeyin gerçekleşmeyeceğini, hayal kurmanın güzel olduğunu fakat gerçekleşmesi için emek verilmesi gerektiğini anlatmaya çalıştım... Çikolata Kitap adlı kitabımda okumanın önemi, farklı hayallerin güzelliği, herkesin bir hikayenin parçası olduğunu hikayelerle anlatmaya çalıştım. Düşler Ülkesi adlı kitabımda farklı hayatlara yolculuk edilmesini, ancak ve ancak güzelliklerin görerek yaşayarak tadına varılacağını... Sonuç itibariyle; insana dair ne varsa yazmaya çalışıyorum.

 -Kendi yazdıklarını (kalemini) nereye koyuyorsun?

Çok zor bir soru aslında; bir yazara yazdıklarını nereye koyduğunu sormak. Muhakkak ki tüm yazarlar yazdıklarını beğendikleri için yayınlıyorlardır. Ve tüm yazarlar beğenileceğini umut ederek o kitabı koklamışlardır. Kitaplarımın okuyucu tarafından beğenildiğini görüyorum bu da eserlerimi koyacağım yerin yukarılarda olması hissini veriyor. Okuyucuya ulaşacağından eminim ama buna biraz daha zaman gerektiğini düşünmekteyim.

 -Siyasetle yatılıp siyasetle kalkılan bir yerde (Mardin/Kızıltepe) dünyaya gözlerini açan biri olarak; sanat ve özellikle edebiyatla ilgilenmenin esbab-ı mucizesi nedir?

Aslında mucize bu coğrafyada (doğru) yaşamak ve yaşamaktan daha zor olanı okuyabilmek; sanatı, edebiyatı ve diğer sanat kollarını bu coğrafyada yaşatmak/karşılığı toplum tarafından kabul görmemiş bu alanlarda mücadele etmek. Düşünün kitabımı anneme ithaf ediyorum ama annem bunu asla okuyamıyor. Ya da, “edebiyatla uğraşacağına para kazanacak yollar bul.” diyen komşum gibi... Zor bir iş... Gelişmiş ülkelerde kitap yayınlamış komşusunu bir şişe şarapla kutlarlar, onun bu yeteneğine övgüler yağdırırlar... Mardin/Kızıltepe; Türk/Kürt siyasetinin her daim dilden düşmeyen ender illerinden biri. Çok mücadeleler, çok tartışmalar, çok sorunların olduğu ve asla bu tartışmaların eksilmeden çığ gibi büyüdüğü, farklı diller ve dinlerin yaşadığı çok kültürlü bir şehir. Büyük bir kaos... Senin sorunun cevabı işte burada aslında; bir sürü hatayı, eksiği görüp bunların dönüşmesi gerektiğine inanmak. Ben de bir yazar olarak bu yanlışları, bir takım eksiklikleri, kimi istekleri okuyucuya aktarıp toplumun/bireyin bu hatalardan sıyrılması için belki de küçük bir köprü olabilmek hevesindeki bir çılgınım!.. Mucize, bataklıktan çıkmayı başarmış bir çocuktur. O çocuğa el uzatmak lazım.

 

-Çok dilli bir yazar olarak; bu zenginliğin yazdıklarına nasıl bir etkisi oluyor?

Dil kültürdür... Her ne kadar iletişim aracı olarak kullanıldığı düşünülse de dil bir kültürdür. Farklılıktır. Dil insanların yaşadıklarını yaşam şekillerine göre anlatır... Bir Arap’ın dili ile bir Türk'ün veya Kürdün ‘kelime’ olarak aynı karşılığa denk gelse bile içinde barındırdığı mizahı, kabalık veya inceliği farklıdır. Her dilin edebi değeri de farklıdır. Ve bu edebiyatla uğraşan bir kişi için büyük bir zenginliktir. Yüzüklerin Efendisi adlı filmde sürekli şöyle bir kelime geçiyordu: 'Kıymetlim'. Aslında bu kelime Türkçede sıklıkla kullanılan bir kelime değildir, bu Kürtçede sıklıkla kullanılan bir kelimedir, karşılığı 'delalî'dir, yani kıymetlim. (Bu çeviriyi yapan kişinin ikinci bir dil bildiğini düşünüyorum.) Bu cümleyi şuraya bağlamak istiyorum: Bazen bir dilde kafamızda geçen anlama uygun bir kelime bulamayabiliyoruz, bu yüzden başka dilden bir kelimeyi ödünç alıyoruz. Yaşar Kemal buna en iyi örnektir. İşte zenginlik budur. Ben de kitaplarımı yazarken diğer dilden, diğer dilin temsil ettiği kültürden, o dilin edebiyatından fazlaca faydalanıyorum... Bir dil bilen bir edebiyatçı iyi bir kitap yazabilir ama iki dil bilen kişi o iyi kitaba daha güzel ilaveler ekleyebilir. Çok dil çok dost gibidir; daha fazla şeyler yapmana yardımcı olur.

 -Çocuk edebiyatı gibi ciddi/zor bir alanda kafa yoruyorsun... Eserlerinden yola çıkarak bu alandaki çalışmaları nasıl değerlendiriyorsun?

Ülkemiz yazarları maalesef ki çocuk edebiyatı konusunda dünya çapında eserlere imza atamıyor, ya da ülkemizdeki yazarların kitapları yeterli ilgiyi göremiyor. Belki de sebebi yazarların günümüz çocuklarının zekâsını görememesinden kaynaklı. Bir gerçek var ki çocuk kitaplarını önce büyükler beğeniyor. Büyüklerin beğenisi ise en çok satan kitaplar standından geçiyor. Edebi değeri yüksek kitapların yerini televizyon programlarında film olmuş, popülaritesi yüksek kitaplar oluyor. Ama bunu değiştirecek bir güç şu an yok. İçinde yaşadığımız kültürü çağdaş dünyayla birleştirebilirsek çocukların dikkatini kendi edebiyatımıza çekebiliriz. Yazmadan, emek vermeden, yeni dünyanın çocuklarını tanımadan, zekâ ve hayal güçlerini, isteklerini, beğenilerini bilmeden çocuk edebiyatının gelişmesi pek mümkün görünmüyor. Ama eski dönemlerle  kıyaslayınca çocuk edebiyatında yükseliş olduğunu görmek zor değil.

 -Yazar olmanın yanında eğitimci bir kimliğin var... Sence öğrencilere dönük nasıl bir 'sanat eğitimi' olmalıdır?

Sanat, insanın doğasıyla var olmaya başlayan farklı bir yetenek, farklı bir penceredir. Kimi zaman çocuklara sanatı öğretmeye çalışırken onların özgür ruhlarının önünü kapattığımızın farkında bile olamıyoruz. Kişinin özgür fikirlerini ortaya çıkarmak için önündeki engelleri açmakla başlayacak sanat eğitimi. Bir kurala bağlanamayacak kadar özgürdür sanat. Sanatın tarihini, gelişim süreçlerini, etkilerini sanatsevere anlatabiliriz ama ne yapacağını asla anlatamayız; karar verecek kişi sanatçıdır. Ne yapacağını biz öğretmeye kalkışırsak sanatçı değil kopyacı yetiştirmiş oluruz. Ülkemizde bunlardan çok var... Öğrenciler sanat alanında rahat olmalı, korkmamalı. Kendi özgür iradelerini ortaya koyabilmeli, hayal ettiklerini rahatça sunabilmeli. Bir milletin sanatı yoksa artık o bir millet olmaktan uzaklaşmış olur.

 -Dünyayı kasıp kavuran pandemi sürecini nasıl okuyorsun? Bu zorlu dönemde yazar olarak payına neler düştü?

Komplo teorilerine bakarsak binlerce farklı sonuca ulaşabiliriz.  Sonuç itibariyle dünyayı etkisine almış bir hastalık... Pandemi hiç kuşkusuz ki dünyanın sistemini değiştirdi. Tüm alışkanlıklar, iletişim ağları, para politikaları, sanayi, tarım sistemini, hatta eşimizi/sevgilimizi öpmeyi unuttuğumuzda arkasına sığındığımız bir bahane durumu bile oldu. Ama haklıyız pandemi var! Yani aklımıza gelen her şey değişti. Hastalığın tek güzel tarafı var: Zengini ve fakiri aynı şekilde etkilemiş olması! Bunu ekonomik olarak demiyorum. Herkesin nefesini kesti. Elbette ki hastalığın kutlanacak/kutsanacak bir tarafı yok ama hastalığın adaleti insanların kendilerini daha kötü hissetmesine neden olmadı! Kuşkusuz ki bu dönemde herkesin üzerine düşen görevler var… Sağlık çalışanları hastanede, öğretmenler derslerinin başında... Yazar olarak üzerimize düşen görevler elbette azımsanacak şeyler değil: çeşitli hikâyeler yazılıp okuyucuyla sanal olarak buluşturulabilir. Sosyal medya üzerinden yaş gruplarıyla sohbetler edilebilir, yazar destekli yazma kursları açılabilir. Okunan kitaplarla ilgili çeşitli münazaralar yapılabilir... Yapabildik mi? Maalesef çok az. Pandemi hepimizi hazırlıksız yakaladı. O kadar ki öğrenciler artık birilerini duymak bile istememeye başlamıştı; bizler de... Umuyorum geçer de herkes derin bir nefes almaya başlar.

 -Gelecekle ilgili planların nelerdir?

Yazmak... Çok tembel bir insanım; yazmamak için direniyor, her şeyi bahane ediyorum sanki. Ama kafamın içinde birkaç kitap projesi var. Kendimi uygun hissettiğim bir gün başlamak istiyorum… Ne zaman uygun hissederim bilemiyorum. Yazma işini artık bir hobi olarak değil de bir iş olarak görmek/yapmak istiyorum.

 

-Son olarak neler söylemek istersin? Teşekkürler Tolga Karaboğa.

İnsanoğlunun doğduğu günden itibaren var olan bu edebiyat ilgisi bundan sonra da hep devam edecektir muhakkak. Bu edebiyat gemisine bindim ve açılmak istiyorum; büyük denizlere, okyanuslara... Kalem her silahtan güçlüdür doğru kullandıktan sonra. Kalem sadece hikâye/masal yazmaz demokrasi de yazar, haksızlıklara karşı duran deli bir adamı da yazar, tecavüze ve her türlü haksızlığa uğramış kadının çıkaramadığı sesini de -gümbür gümbür- yazar... Yazar, yazar!.. Bu aşkın (edebiyat) gemisine bininceye kadar çeşitli sokakları gezdim ve o sokaklarda bana destek olan çok değerli insanlar oldu; bunlardan biri de sendin. Hepinize teşekkür etmek istiyorum.  Gelecek günlerin; çocuklarımız, yaşlılarımız, genç kızlarımız, genç erkeklerimiz, emekçilerimiz, ülkeye ve insanlarına gönül veren tüm kalpler için güzellikler getirmesini dilerim. Her şey kalpten çıkan kan gibi temiz; beyinden çıkan fikirler gibi berrak olsun.
  

 

 

 

ANKET TÜMÜ
ARŞİV ARAMA
E-GAZETE TÜMÜ
PUAN DURUMU TÜMÜ
TAKIMOPuanAV.
1Altay715+5
2Beşiktaş714+7
3Trabzonspor614+7
4Hatayspor613+9
5Fenerbahçe613+4
6Konyaspor612+4
7Alanyaspor612-3
8Fatih Karagümrük611+5
9Kayserispor610+2
10Gaziantep FK680
11Galatasaray68-1
12Sivasspor66-1
13Adana Demirspor66-3
14Yeni Malatyaspor66-6
15Göztepe65-3
16Kasımpaşa65-3
17Antalyaspor65-4
18Başakşehir FK63-3
19Giresunspor61-7
20Çaykur Rizespor61-9
GÜNÜN KARİKATÜRÜ TÜMÜ