Son günlerde sosyal medyaya bakıyorsunuz…
Herkes Kürtler hakkında konuşuyor.
Seven de konuşuyor, kızan da…
Desteklediğini söyleyen de var, “kullandık” diyen de.
Ama işin garibi şu:
Kürtler hakkında konuşan çok, Kürtlerle birlikte konuşan yok.
Biri çıkıyor,
“Onlara çok büyük paralar ödendi, petrol verdik, imkân sağladık” diyor.
Arkasından ekliyor:
“Yine de onları seviyoruz, koruyoruz.”
İyi de soralım:
Bu sevgi kimin için?
Kürtler için mi, yoksa büyük güçlerin çıkarı için mi?
Bugün tablo ortada.
SDG’den İlham Ahmed, İsrail’den yardım istiyor.
PKK’dan Mustafa Karasu, ABD’ye, İngiltere’ye, Fransa’ya veryansın ediyor.
Şivan Perver, “Ah Amerika” diye ağıt yakıyor.
Barzani, çareyi Papa’ya dert anlatmakta buluyor.
Herkes bir kapı çalıyor.
Ama kimse aynaya bakmıyor.
Türkiye’de de durum farklı değil.
Aydınlar, yazarlar, yorumcular…
Her biri Kürtler üzerinden bir cümle kuruyor, bir pozisyon alıyor.
Kimi duygulanıyor, kimi sertleşiyor, kimi ideolojik hesap yapıyor.
Ama çok az kişi şunu söylüyor:
“Kardeşim, bu coğrafyada yaşayan herkes aynı acıyı yaşıyor.”
Amerika yıllardır aynı oyunu oynuyor.
İngiliz aklıyla çizilmiş planlar, yeni isimlerle sahneye konuyor.
Bugün Kürtler, yarın başkası…
Taşeron çok, bedel ödeyen hep halklar.
Parayı veren düdüğü çalıyor.
Ama düdük susunca ortada kalan yine insanlar oluyor.
Türkiye için artık lafı dolandırmanın anlamı yok.
Bu topraklarda Türk’ü, Kürt’ü, Arap’ı, Süryani’si…
Hepimiz aynı sofraya oturduk, aynı gökyüzünün altında yaşadık.
Ayrıştırıcı dil kimseye kazandırmadı, kazandırmaz.
Kamışlı’da akrabamız var.
Nusaybin’de, Haseke’de, Amude’de bir tanıdığımız…
Sınır dediğin şey haritada çizgi, kalpte değil.
Filistin’deki acıyı hissediyorsak,
Türkmen coğrafyasındaki yangın içimizi yakıyorsa,
Suriye’deki Kürt çocuğun gözyaşı da bizi ilgilendirir.
Çünkü mesele Kürt meselesi değil.
Mesele insan meselesi.
Artık başkalarının planlarıyla değil,
Kendi vicdanımızla konuşmanın zamanı gelmedi mi?
