USD 0,0000
EUR 0,0000
USD/EUR 0,00
ALTIN 000,00
BİST 0.000

Mardin’e Sevdalanan Bir Vali: Mustafa Temel Koçaklar

26-12-2025

Mardin, taşına sinen tarih kadar, insanının yüreğine sinen vefayla büyüyen bir şehirdir.

Bu şehir, sadece camileriyle, kiliseleriyle, medreseleriyle değil; yollarından geçen, nefes alan ve kendini ona adayan insanlarla anlam kazanır.

İşte o insanlardan biri, Mardin’de altı yıl süreyle valilik yapan ve görev süresi dolsa da gönlünü Mardin’de bırakan bir isim: Mustafa Temel Koçaklar.

Vali Koçaklar ile  Ankara'da düzenelen MAREV'in dayanışma gecesinde karşılaştık.

Benim için Koçaklar sadece bir vali değildi; Basın ve Halkla İlişkiler Müdürü olarak birlikte görev yaptığım bir yönetici, bir yol arkadaşı, bir ağabey, saygı duyduğum idol  bir dosttu.

Masasının başında değil, sahada, insanın arasında nefes alan bir devlet adamıydı.

Kapısı açıktı.

Mardin’in sesine, nefesine, hafızasına kulak veren, yalnızca talimat değil, gönül veren bir idareciydi.

Bugün geriye dönüp baktığımda görüyorum ki; Koçaklar’ın Mardin sevgisi bir görev tanımının sınırlarını çoktan aşmıştı.

Onun dilinden “Mardin bir dünya şehridir” cümlesi çıkarken, bu ifade yalnızca bir temenni değil; şehrin geçmişine, bugününe ve geleceğine duyduğu güvenin ifadesiydi.

Çünkü o, Mardin’in sadece taş duvarlı sokaklarında değil; insanının yüreğinde de dünya ölçeğinde bir derinlik gördü.

Mardin’i tanımlarken “kültür, sanat, tarih, eğitim, saygı, sevgi ve hoşgörü” demişti Koçaklar. Ve biz biliyoruz ki bu kelimeler onun için süslü birer cümle değil, Mardin’le kurduğu bağın harf harf dökülmüş haliydi. Savur’dan çıkıp Nobel’e uzanan Aziz Sancar örneğini verirken, şehre duyduğu hayranlığın bir başka tamamlayıcısıydı o sözler. Çünkü onun Mardin’e bakışı, yerelde başlayıp evrensele uzanan bir çizgiydi.

Koçaklar, MAREV’in bugünlere gelişini anlatırken, Mardinlilerin vefasını; hemşerilerinin dayanışmasını, onların memleket sevgisini hep ön plana çıkardı.

“Bugün birçok vakıf kiralarda hizmet yürütürken MAREV kalıcı tesislere kavuştu” dediğinde aslında bir başarı hikayesinin altını çiziyor değil, Mardinlilerin elini taşın altına koyduğu gerçeğini hatırlatıyordu. Ona göre bu şehir sadece tarihiyle değil, insanıyla da yükseliyordu.

Koçaklar’ın Mardin’e dair en büyük hayallerinden biri ise Dara Antik Kenti’ydi.

Defalarca dile getirdiği o çağrısında, “Dara’yı Türkiye’nin ikinci Selçuk’u merkezi yapalım” demesinin ardında, tarihin Mardin’e yüklediği rolü dünyayla buluşturma isteği vardı.

Bugün hâlâ o çağrı geçerliliğini koruyor.

Ve inanıyorum ki Mardin’in idari ve siyasi hafızası bu çağrıyı duydu; günü geldiğinde gereği yapılacaktır.

Görevden ayrılışının ardından yıllar geçti. Ama onun Mardin’e dair cümleleri, birçok toplantıda, sohbetlerde, akademik çalışmada hâlâ yankılanıyor:
“Önce kısmet oldu, sonra kader ve sonunda sevgi.”
Bu üç kelime, başka hiçbir cümlenin yapamadığını yapıyor; bir devlet adamının bir şehre nasıl bağlanabileceğini anlatıyor.

Ve bu sevda hiç kuşkusuz yalnız yürünmüş bir yol değildi.

Eşi, emekli hazine avukatı Sabahat Koçaklar da Mardin’in dokusuna, insanına ve kadim kültürüne aynı samimiyetle bağlanmış; şehrin ev sahipliğini yalnızca resmî bir görev çerçevesinde değil, gönülden kabul etmişti.

Mardin’de geçirdikleri yıllar boyunca Sabahat Hanım’ın yüzündeki tebessüm ve insanlara yaklaşımındaki nezaket, Koçaklar ailesinin bu kente duyduğu sevginin en sessiz ama en güçlü tanığıydı.

Ben Mardin’de basınla devlet arasında köprü kurmaya çalışan bir görevliydim.

O ise valilik görevini icra eden bir yönetici.

Ama bugün dönüp baktığımda görüyorum ki; aynı fotoğrafın içinde, aynı masanın etrafında, aynı kentin yükünü aynı sevdayla taşıyan iki insandık.

İşte bu nedenle söylüyorum:
Bazı valiler gelir geçer; bazıları ise geçtikten sonra bile şehirde iz bırakır.
Mustafa Temel Koçaklar, işte o iz bırakanlardan biridir.
Çünkü o Mardin’e görevle gelmedi; sevdalanarak kaldı.