Bu yazıyı okumayı daha sonra planlıyorsanız, muhtemelen tam da bu yüzden şimdi okumalısınız.
Erteleme, yapılması gereken bir işi bilerek ve isteyerek geciktirme davranışıdır; üstelik çoğu zaman bunun bize zarar vereceğini de bilerek yaparız. Bu nedenle mesele basit bir zaman yönetimi sorunu değildir. Erteleme çoğunlukla bir duygu düzenleme stratejisidir. Kişi görevden değil, görevin onda uyandırdığı duygudan kaçınır. Masaya oturmaktan değil; başarısızlık ihtimalinden, eleştirilme kaygısından, yetersizlik hissinden ya da sıkıntıdan kaçınır. Kısa vadede rahatlama sağlar: “Şimdi yapmayayım, birazdan yaparım.” Uzun vadede ise kaygıyı büyüterek geri getirir. İlginç olan şu ki, erteleyenlerin önemli bir kısmı sorumsuz değil; tam tersine yüksek standartlara sahip, kaygı düzeyi yüksek ve performans odaklı kişilerdir. Sorun isteksizlik değil, duygusal yükün ağırlığıdır.
Neden Erteliyoruz ?
Neler Yapabiliriz ?
Erteleme çoğu zaman motivasyon eksikliği değil, duygusal yükle baş edememe halidir. O yüzden çözüm, kendimizi zorlamak değil; var olan koşulları düzenlemektir.
Öncelikle görevi küçültmek şart. “Projeyi bitireceğim” demek yerine “10 dakika taslak çıkaracağım” demek beyin için daha yönetilebilir bir çerçeve sunar.
Gerçek şu ki kimse büyük işlere başlamadan önce tamamen hazır hissetmez. Hazır hissetmek bir ön koşul değildir; çoğu zaman hareket, motivasyonu üretir. Başlamadan önce iş dağ gibi görünür; başladıktan sonra parçalanabilir hale gelir. Ertelemeyi anlamak önemli; ama asıl dönüşüm, onu bugün ertelemekle mümkün.
