USD 0,0000
EUR 0,0000
USD/EUR 0,00
ALTIN 000,00
BİST 0.000

Psikolojik Sağlıkta ‘’Popüler Bilgi ‘’ Tehlikesi

27-07-2025

Son yıllarda psikoloji hiç olmadığı kadar görünür oldu. Instagram postlarında, Twitter akışlarında, kısa videolarda, podcastlerde… Terapi kavramı normalleşti, travma sözcüğü gündelikleşti, “tetiklenmek”, “bağlanma stilleri”, “narsisizm” gibi teknik kavramlar herkesin diline girdi. Bu görünürlük sevindirici olsa da; beraberinde ciddi bir tehlikeyi de barındırıyor: anlamın basitleştirilerek kaybolması

Popüler içerikler, psikolojik süreçleri “anlatılabilir” hale getirmek isterken; o sürecin içerdiği çelişkiyi, belirsizliği, zamana yayılan dönüşümünü geri planda bırakıyor. Evet, dikkat çekici başlıklarla “tükenmiş misin?”, “kaçıngan mı bağlandın?”, “sen de anneni mi yaşıyorsun?” gibi sorular zihni uyandırıyor. Ama bazen de kişiyi öyle bir tanımın içine kilitliyor ki, kendi gerçekliğini sorgulama ihtiyacı duymadan “bu benim” demek daha kolay geliyor. Oysa çoğu zaman “bu benim mi, yoksa sadece kulağa tanıdık mı geliyor?” diye durmak gerekir. İnsan zihni kolaycı tanımlara eğilimlidir. Belirsizlikten kaçarız. Anlam veremediğimiz davranışlara isim koymak, hem başkalarını hem kendimizi yönetilebilir kılar. Ama terapötik süreç tam da bunun tersidir. Netlikten uzak, bulanık sularda kalabilme cesareti ister. Ne olduğunu henüz bilmediğimiz bir duygunun içinde kalmak, onu etiketlemeden önce ona yer açmak ister. Bir paylaşım, bir post, bir kısa video… Ruhsal dünyamızın kapılarını aralayabilir belki. Ama içeri girmek, o kapının ardında kalmak, odaları dolaşmak; bu, uzun ve dikkatli bir süreçtir.

Bir kavram toplumun diline yerleştiğinde, onu tanıyan çoğalır ama gerçekten anlayan azalabilir. Narsisizm örneğin… Artık biri ilişki içinde sınır koyduğunda ya da karşısındakinin duygusal ihtiyacını karşılayamadığında kolayca “narsist” etiketi yapıştırılabiliyor. Oysa bu kavramın kökeninde, benliğin kırılganlığı, değersizlik duygusu ve gelişimsel yaralarla örülü karmaşık bir tablo yatar. Sosyal medyada üç cümleyle anlatılan narsisizm ile klinik anlamda karşılaştığımız tablo arasındaki fark, dağın zirvesi ile dipteki katmanlar kadar derindir. Bilginin görünür olması kıymetlidir, evet. Ama bilgiyle birlikte bir tür yüzeysellik de yayılırsa, o zaman içerik değil, sadece izlenim kalır geriye. Psikoloji bir seyirlik değil, deneyimsel bir alandır. Görmekle anlamak, anlamakla yaşamak aynı şey değildir. “Tetikleniyorum” demek, o tetiklenmenin içindeki acıya temas etmekle aynı şey değildir.

Popülerleşen bilgi, çoğu zaman kişiyi rahatlatır ama derinleştirmez. Bu da şu tehlikeyi doğurur: kişi kendini tanıdığını zanneder ama aslında yalnızca öğrendiği etiketleri kendine yapıştırmıştır. Oysa gerçek değişim, bildiğin şeyi içselleştirmekle, yaşadığın deneyimle yüzleşmekle başlar. Anlam, sadece bilmekle değil, temas etmekle derinleşir. Ve bazen en çok ihtiyacımız olan şey, doğru tanıyı bulmak değil; içsel deneyimimizi sessizlikle ve sabırla duyabilmektir.