USD 0,0000
EUR 0,0000
USD/EUR 0,00
ALTIN 000,00
BİST 0.000

7. Mardin Bienali ardından 

20-06-2026

Nesrin Aykaç yazdı.

Mardin, binlerce yıllık ihtişamı, sürekli betonlaşma ile darbe almasına rağmen, dar sokaklarının ve kadim kültürünün o büyüleyici atmosferiyle bir kez daha artık yerleşmiş bir etkinliğe, uluslararası bir sanat etkinliğine ev sahipliği yaptı. Yarın itibarıyla kapılarını kapatacak olan 7. Mardin Bienali, arkasında sadece sergilenen eserleri değil, uzun süre tartışılacak yapısal sorunları ve derin eleştirileri de bıraktı. 

Bir aylık süreci geride bırakırken, hem kendi gözlemlerimiz hem de ulusal basındaki sanat eleştirmenlerinin köşe yazılarına yansımaları, bu yılki bienalin bir kutlama vizyonundan ziyade bir "organizasyon ve iletişim krizi" olarak hafızalara kazındığını gösteriyor.

Gazetelerdeki en birleşik ve haklı eleştiri, bienal mekanlarının coğrafi olarak anlamsız ve kopuk dağılımı üzerineydi. Sanat eleştirmenlerinin de sıklıkla vurguladığı gibi; sergi alanlarının birbirine çok uzak mesafelere serpiştirilmesi, şehri ve sergileri gezmek isteyen yerli ve yabancı ziyaretçiler için tam bir lojistik eziyete dönüştü. Mardin’in zaten kendi içinde zorlu olan dik yokuşlu ve labirentimsi dokusu, mekanlar arasında bir koordinasyon veya kolaylaştırıcı bir ring/ulaşım ağı sunulmaması sebebiyle bienali kapsayıcı bir sanat rotası olmaktan çıkarıp bir dayanıklılık testine dönüştürdü.

Bu lojistik koordinasyonsuzluk, bienal boyunca Antik Mardin’in zaten hassas olan kentsel altyapısını tamamen felç eden büyük bir trafik kaosuna yol açtı. 

 Şehrin tarihi dokusunda hiçbir şekilde otopark yeri bulunmaması, dar cadde ve sokakların plansız araç akınıyla kilitlenmesi, hem dışarıdan gelen ziyaretçilerin hem de şehir sakinlerinin ulaşımdaki zorluklarını hat safhaya ulaştırdı. Sanat izlemek ya da sadece evine gitmek isteyen insanlar saatlerce kilitlenen trafikte hapsoldu.

Bienal yönetimi ve yerel idarelerin, kentin fiziksel kapasitesini hesaba katmadan giriştiği bu organizasyon, Antik Mardin sokaklarında çekilmez bir ulaşım işkencesine dönüştü.

İşin bir diğer can yakıcı boyutu ise bu yoğunluğun yarattığı ekonomik fırsatçılık ve pahalılıktı. Bienali ve getirdiği turist akınını adeta bir ganimet gibi gören bazı esnaf gruplarının, yerli ve yabancı turistlerden astronomik fiyatlar talep etmesi büyük bir bezginlik yarattı. Kentin geleneksel misafirperverliğine gölge düşüren bu piyasa fırsatçılığı, Mardin'i deneyimlemeye gelen insanlarda ciddi bir hayal kırıklığı bıraktı. Sanatsal bir vizyonla anılması gereken bir dönemin, fahiş fiyatlar ve ekonomik sömürüyle yan yana gelmesi, bienalin kültürel itibarını zedeleyen en büyük etkenlerden biri oldu.

Tüm bu fiziki ve ekonomik yükün ötesinde, bienal süresince eğlence mekânlarında sergilenen programlar ve sosyal medyada paylaşılan postlar, Mardin halkında çok daha derin bir yaranın açılmasına neden oldu. Sosyal medya yorumlarına ve yerel halkın tepkilerine yansıyan paylaşımlar, şehirde köklü bir şeylerin geri dönülmez biçimde değiştiği duygusunu açıkça gözler önüne seriyor. 

Yüzyıllardır kendine has muhafazakar, ağırbaşlı ve vakur bir toplumsal yapıya sahip olan Mardin; bu tür eğlence anlayışlarının kontrolsüzce dayatılmasıyla adeta bambaşka, yabancı ve yozlaşmış bir çehreye büründü. Halk, kendi sokaklarında sergilenen bu yeni yaşam tarzı ve eğlence kültürünü kendi değerlerine bir müdahale olarak görürken, dijital mecralarda paylaşılan pervasız görüntüler bu kültürel yabancılaşmanın boyutlarını tescilledi.

Bienalin uluslararası olma iddiası, ne yazık ki en büyük darbeyi "Mekânın Ruhu" (Genius Loci) kavramından yiyerek aldı. Basında yer alan derinlikli analizlerde, sergilenen pek çok eserin Mardin'in kendi toplumsal gerçekliğiyle, yerel tarihiyle ve kültürel dokusuyla organik bir bağ kuramadığının altı çizildi. Eleştirmenlerin ortak tespiti oldukça netti: 7. Mardin Bienali, Mardin’i sanata katan bir organizasyon değil; Mardin’i sadece egzotik bir arka plan, estetik bir 'dekor' olarak kullanan bir anlayış sergiledi. Şehrin çok kültürlü, çok dilli ortamı sanatın içine akıtılamadı; aksine tepeden inme bir sanat diliyle yerel dokudan kopuk bir yabancılaşma yaratıldı.

 Bölgenin yapısı gereği geliştirilmesi gereken o çoğulcu, kapsayıcı ve çok kültürlü ortamı, ne yazık ki bu yıl da sadece vizyon metinlerinde bir temenni olarak kaldı. Gazete köşelerinde yer alan haklı eleştirilerden biri de yerel halkın bu etkinliğin bir parçası haline getirilemeyişiydi. Sanat, tarihi konakların kapalı kapıları ardında, şehre sadece birkaç günlüğüne dışarıdan gelen seçkin bir zümrenin kendi arasında döndürdüğü bir entelektüel deneyimleme olarak kaldı. 

Oysa bienaller, yapıldığı kentin sokaklarına, esnafına ve çocuklarına dokunabildiği ölçüde kamusal bir hafıza yaratabilir.

Geçmiş bienallerin tekrarı olmaktan öteye gidebilir. Basında bas bas bağıran en sert eleştirilerden biri de organizasyonun zayıf halkla ilişkiler ve duyuru stratejisiydi. Etkinlik yeterince ses getiremedi, doğru dürüst tanıtılamadı ve kurumsal bir ortak akıl işletilemedi. Herkes tarafından sahipleniliyor gibi gösterilen ama arka planda hiç kimsenin tam anlamıyla sorumluluk ve aidiyet hissetmediği, kişisel çabalar ile yürütülen bir etkinlik sergilendi.

Mardin, Tellallar Çarşısı’ndaki çocukluk seslerinden, damdan dama bakan sevdaların türkülerine kadar kendi hafızasını yüzyıllardır taşlarında koruyan bir şehir. Sanat, bu şehre dışarıdan bir lütuf gibi gelmemeli; aksine bu taşların altındaki saklı hikayeleri dinlemeye gelmeliydi. 

7. Mardin Bienali yarın sona ererken, arkasında gelecekteki organizasyonlar için çok büyük dersler bıraktı. Gelecek bienal için bugünden itibaren yapılacak programlar; yerel halkı kapsayan kolektif bir bilinç taşımalı, kentin ruhuna ve kentsel yapısına uygun şekilde planlanmalıdır. Organizasyon, bir önceki bienalin tekrarı havasından ve hatalarından tamamen çıkarılmalıdır. Ancak bu şekilde kentin kadim taşlarında kalıcı ve anlamlı bir iz bırakmak mümkün olacaktır.