USD 0,0000
EUR 0,0000
USD/EUR 0,00
ALTIN 000,00
BİST 0.000

KADİFEKALE'DE

01-11-2025

Mardin kalesi'ni geşt ü güzar eylemek hayal-i muhâldir

Hayal-i muhâl bile aslında kaderdendir

Ne desen, ne yazsan nâçar

hepsi laf-ı güzaftır

İllaki unut Mardin kal'âsını ey Nesrin

Kadifekal'â sana yetsin.

Kadifekale'deyiz güzel bir hava. Her yer yemyeşil. Önümüzde gecekondu yıkıntıları arkasında körfez manzarası. Gecekonduları kadraja almamaya çalışıyorum. Nafile ne yapsam yıkıntıya dönüşmüş gecekondular bir kenardan bir köşeden görünüyor.

Bir zamanların kurtarılmış bölgesi şimdilerde kaybedilen bölgesi. Çevrede oturan Mardinliler’in ekmek pişirdikleri taş fırınlar görünmüyor artık. Kadınlar ortalıkta yok. Eski kalabalık, coşku kalmamış.

Çocuklar ve eşim burçlardan birine çıkıyorlar. O burca geçmişte defalarca çıkmışlığım var, ben yürüyorum. Bir Mardinli kadın, muhtemelen benden çok genç ama benden yaşlı gösteriyor, tezgah açmış Mardin'in duvar halılarından tutun poşularına kadar, cıncık boncuk herşey var  satıyor tezgahında. Hepsi Mardini hatırlatıyor. İçimden bir şey satın alasım gelmiyor. Alışverişi keseli çok oldu. Olan giysilerle rahat rahat ömrümü tamamlarım. Hatta ölüm temizliğine başladım bile. Fazla olan kullanılabilir olan eşyalarımı dağıtmaya başladım. Kermeslerde üretici kadınlardan alıp eşe dosta hediye ettiğim bir sürü eşya var. Babamın bir sözü geliyor aklıma gülümsüyorum; "Ayasofya'da dilenip Sultanahmet'te dağıtıyorsun." Ne var bunda? Hiç maaşımdan şikayet ettim mi? Tevazu içinde yaşarsan, ağlamazsın. Neyse konuyu genişletmeyelim, hemşehrimle sohbete başlıyoruz.

Arapça başlıyoruz olmuyor çünkü kendisi Kürtmüş. Benim sınırlı kelimelerle Kürtçe de yürümüyor. Türkçe’ye dönüyoruz ikimiz için de rahatlık. Nusaybin'in bir köyünden gelmiş 50 yıl önce. İyi ki gelmişim diyor, köyümü özlemiyorum. Babam geliyor aklıma.

"Nesrin beni Silopi'ye götür" demesini.

"Yahu ne var ki Silopi'de?"

Meğerse ortaokulda izciyken okul idaresi onları geziye götürmüş. Çocuk aklı işte çok beğenmiş.

Kalede Mardinli hemşerim ısrarla avcumu fındık dolduruyor. Hatır için bir tanesini dişlerimde kırmaya çalışıyorum. Hemen elimi tutup fındıkları geri alıyor yerden bir taş alıp tek tek kırıyor. Mardinli olmak böyle bir şey. İkramı severiz. Habire konuşuyoruz. "Çanta al, poşu al, bilezik al."

Zaten almayı düşünüyorum çünkü hiç sefte yapmamış. Bir telefon çantası seçiyorum, onu bana yakıştırmıyor. Bunu al diyor daha büyücek birini seçerek. Alıyorum, parasını kapıyor. Çanta omuzumda vedalaşıyoruz. Eve gidince yıkadım, düğmesini sapını değiştirdim, şık bir çantaya dönüştü. Demek ki dönüştürmeyi bilmek lazım.

Kalenin içi çoluk çocuk dolu hepsi para istiyor. Etraf son derece gecekondulaşmış. Bir kısmı sözde kentsel dönüşümden geçmiş. Bu ülkede neyin neye dönüşeceği hiç belli olmuyor. Sadece çöplüğe dönüştürmede son derece başarılıyız. Köşe başlarını çöpler tutmuş.

Agora ören yerine doğru iniyoruz. İki yıl önce biten hamam hala kullanıma açılmamış. Daha fenası bir tuvalet bulmak mucize sayılabilir. Kendimi bildim bileli ülkenin neresine giderseniz gidin mutlaka tuvalet bulma sıkıntısı yaşarsınız. Ancak AVM yakınlarında iseniz şanslısınızdır. Şu sonuç çıkarılabilir; AVM yapabiliyoruz ama tuvalet yapamıyoruz.

Özgür'ün kolundayım. "Sıkı tut kolumu anne" diyor. "Korkma" diyor, "düşmezsin" diyor.  Yollar o kadar dik ve bozuk ki İzmir'de belediyenin varlığından şüphe ediyorum.

Agora'ya geldikten sonra otoparka kadar götürecek bir taksi bulabiliyoruz.

Ve ben o argo şiiri söylüyorum.

"Kadifekale bir liman olsa etekleri deniz, ölseniz gitmezsiniz..."