USD 0,0000
EUR 0,0000
USD/EUR 0,00
ALTIN 000,00
BİST 0.000

MARDİNLİ OLMAK

02-10-2025

"Şehirler vardır; uğramadan şöyle yanından geçtiğiniz.
Şehirler vardır; ilk defa uğradığınız ve bir daha dönmemek üzere terk ettiğiniz.
Şehirler vardır; bir kere ziyaret etmeye görün, bir daha terk edemediğiniz."
— Josef Kılçıksız

İzmir için yazdığım bir yazıyı, yayınlanacağı dergiye göndermeden önce okurken tuhaf bir duyguya kapıldım. İlk defa kendi yazdığımdan keyif almadığımı hissettim. Sanki yazıyı yazan ben değildim. Oysa yazdıklarım, 74 yılımın geçtiği, doğduğum ve hâlâ yaşadığım şehir olan İzmir’le ilgili olmalıydı. Ama hiçbir aidiyet duygusu yoktu yazıda. Yaz mevsimlerinde yaşadığımız deniz maceralarımız, okul yılları, değişen İzmir… daha birçok şey vardı ama ruhum yoktu. İzmirli olmayı bir türlü benimseyemediğimi fark ettim. Hâlâ düşünüyorum: Acaba Mardin’e olan duygusal bağım sadece kökenlerimin oradan gelmesinden mi kaynaklanıyor, yoksa o uzak şehrin mistik, büyüleyici havasından mı?

Bu konuda ilginç bir anım da var. Torunum 10 yaşlarındayken, sokakta oyun oynarken beni görüyorlar. Arkadaşlarından biri ona soruyor:
“Senin anneannen Amerikalı mı?”

Neden Amerikalı olduğumu düşündüklerini bilmiyorum, üzerinde de durmadım. Ama hoşuma giden, torunumun verdiği cevaptı:
“Hayır, Mardinli.”

Hâlâ aklıma geldikçe gülerim. Demek ki Mardinli olmak, Amerikalı olmaya alternatif olabiliyor; hatta belki tercih bile edilebiliyor.

Zaman hızlı geçiyor. 2017 yılında Mardin için yazmaya başlamıştım. Önce Facebook’taki Mardin sayfalarına yazıyordum. Daha sonra, çok sevdiğim arkadaşım Mehmet Selim Parlakoğlu’nun motivasyonuyla gazete köşelerinde yazmaya başladım. Uzun süre Mardin Söz gazetesinde yazdım. Sayın Mehmet Çelik’in ve sevgili arkadaşım Semih Hocaoğlu’nun yüreklendirmelerini, desteklerini her zaman minnetle hatırlıyorum.

Mardin için yazdıkça, kendimi bu kente daha çok ait hissediyorum. Bu şehirde çalıştığım yılı, meslek hayatıma burada başladığımı, bu şehrin ilk gözağrım olduğunu hatırlıyorum.

Mezopotamya Marde Mardin adlı kitabım, yazılarımın bir kısmını içeriyor. Kitapyurdu’ndan basılan kitap, hâlâ okurların ilgisini çekiyor. Ayrıca, Mardin üzerine yazdığım şiirleri içeren bir kitap dosyası hazırladım. 2026 yılında yayımlanmasını umuyorum. Bugün hâlâ Mardin için şiirler yazmaya devam ediyorum.

Bu hasretlik yazısını bir şiirle bitirmek istiyorum. Bu şiir, eski günlere duyulan özlemden başka bir şey değildir.

TELLALLAR ÇARŞISI

Vakit akşam
Tellallar Çarşısı
uykuya hazırlanıyor.

Kapıları tek tek kapanıyor dükkânların.
Mahmur bir kedinin
göz kapaklarının kapanması gibi usulca
kapanıyor kepenkler.
Onlar da yorgun mu bilinmez;
çarşı artık huzura teşne.

Çocuk sesleri, gülüşmeler,
kıkırdamalar, pazarlıklar,
“Dikkat yoğurt!” naraları,
koşuşturmalar bitti.

Elekler, nalınlar, bakırlar, baharatlar gitti.
Takas sona erdi.
Alan memnun, satan memnun.
Bitti gün, telaş bitti.
Esnaf evinin yolunu tuttu,
siftah, hasılat zulada.

Tellallar Çarşısı
uyku öncesi düşünüyor.
Hayaller ve nostaljiler…
Geriye kalanlar geçmişten.

Nerede o eski esnaf?
Nerede emek, sabır ve yürek?
Nerede şükür ve bereket?
Saygı, sevgi nerede?

Tellallar omuzlarında mal satmıyor artık.
Mallar çoktan değişti.
Satılan mal artık muhabbet,
gizliden gizliye ticaret.
“Alan razı, veren razı,” diyor birileri.

“Değişim kaçınılmaz,
yeni bir hayattır, yaşanacaktır.
Değişim gelişimdir,” diyor kimisi.
Turizm için her şey mübah ve mübarek.

Değişecek meta,
değişecek mekân.
Yeni sima, yeni insan.
Şehir değişecek,
kaçınılmaz sonu diyalektiğin.

Mangalların
ovaya doğru uzanan
dumanları bile özleniyor.
Güvercin taklaları,
büyüklerden masallar,
çeşmelerden taşınan sular,
göçüp gidenler özleniyor.
Eski zamanlar özleniyor.

Gece aheste kucaklıyor şehri.
Tellallar Çarşısı geçmişe hasret,
düşünde Mardin
kapıyor gözlerini.