?>

İran Savaşının Perde Arkası; Demokrasi mi, Petrol mü?

Mehmet ÇELİK

2 ay önce

Dünya var olduğundan beri savaş var.

Canlıların yeryüzünde hareket etmeye başladığı ilk günden beri…Doğada mücadele var.

Hayvanlar arasında savaş…İnsanlar arasında savaş…Bireyler arasında savaş…Aileler arasında savaş…Aşiretler arasında savaş…Devletler arasında savaş…

Yani hayatın başladığı yerde mücadele, mücadelenin olduğu yerde de savaş kaçınılmaz olarak ortaya çıkıyor.

Hayvanlar arasındaki mücadeleye bilim insanları “doğanın dengesi” diyor.İnsanların birbirleriyle olan kavgasına ise “hak arama”, “haksızlığa karşı direnme” gibi gerekçeler bulunuyor.

Devletler arasındaki savaşlara gelince…

Orada da süslü kavramlar devreye giriyor:“Demokrasi götürmek”…“Özgürlük getirmek”…“Barış operasyonu yapmak”…

Ama tarih bize gösteriyor ki savaşların büyük bölümü bu kavramların hiçbiri için yapılmadı.

Savaşların arkasında çoğu zaman güç, çıkar ve paylaşım hesapları vardı.

Birinci Dünya Savaşı…İkinci Dünya Savaşı…

Milyonlarca insanın hayatını kaybettiği, şehirlerin yerle bir olduğu bu iki büyük savaşın arkasında da aslında dünya kaynaklarının paylaşımı yatıyordu.

Hitler’in dünyaya hakim olma çılgınlığı ise tarihin en karanlık sayfalarından biri olarak kayda geçti.

Ama savaşlar Hitler’le bitmedi.

Bugün de dünyanın farklı bölgelerinde savaşlar devam ediyor.

Sadece savaşların gerekçeleri değişti, söylemleri değişti, yöntemleri değişti.

Artık tankların ve topların yanında ekonomik kuşatma, ambargo, iç karışıklık çıkarma ve rejim değiştirme operasyonları var.

Özellikle Ortadoğu bu operasyonların en yoğun yaşandığı coğrafyalardan biri oldu.

Yıllar boyunca bölgedeki ülkeler birer birer hedef haline getirildi.

Batılı istihbarat servislerinin sistemli ve uzun vadeli çalışmaları sonucunda önce ülkelerin iç dengeleri sarsıldı.

Ardından rejimler zayıflatıldı.

Sonra da ülkeler müdahalelere açık hale getirildi.

Bir zamanlar desteklenen liderler bir anda “diktatör” ilan edildi.

Önce sırtları sıvazlandı.Sonra yalnız bırakıldılar.

Irak bunun en çarpıcı örneklerinden biridir.

“Dünya için büyük tehdit oluşturan nükleer silahlar var” denilerek Irak’a girildi.

Saddam Hüseyin’in heykelini büyük bir coşkuyla yıkan kalabalıklar, o gün özgürlüğe kavuştuğunu sandı.

Ama yıllar sonra ortaya çıkan gerçek bambaşkaydı.

Irak’ta iddia edilen nükleer silahlar bulunamadı.

Bugün ise Irak hâlâ istikrarsızlığın, terörün ve parçalanmışlığın içinde yaşam mücadelesi veriyor.

Benzer bir tablo Libya’da da yaşandı.

Kaddafi devrildi.Kaddafi linç edildi.

Ama Libya bugün güçlü bir devlet değil.

Aksine parçalanmış, iç savaşın gölgesinde yaşayan ve zengin petrol kaynaklarına rağmen halkı refah göremeyen bir ülke haline geldi.

Şimdi ise dünya yeni bir gerilimin eşiğinde.

Sıra İran’a gelmiş gibi görünüyor.

Özgürlük vaatleri kulağa hoş geliyor.

Ama tarihe bakıldığında bu tür vaatlerin çoğu zaman başka hesapların örtüsü olduğu görülüyor.

Bugün Venezüella’dan İran’a kadar uzanan gerilim hattının arkasında da çok farklı hesaplar bulunuyor.

Bu hesapların en önemlisi ise petrol ve enerji kaynaklarıdır.

Dünya ekonomisinin en stratejik kaynaklarından biri olan petrol, aynı zamanda küresel güç mücadelesinin de merkezinde yer alıyor.

Venezüella dünyanın en büyük petrol rezervlerinden birine sahip.

İran ise enerji kaynakları ve stratejik konumuyla küresel dengelerde kritik bir ülke.

Her iki ülkenin petrol ticaretinde Çin’in giderek daha güçlü bir aktör haline gelmesi ise küresel rekabeti daha da kızıştırıyor.

Bu nedenle Venezüella’ya yönelik operasyonları ve İran’a karşı artan baskıları yalnızca “demokrasi” söylemiyle açıklamak gerçekçi olmaz.

Dünyaya biraz daha geniş bir pencereden bakıldığında çok daha net bir tablo ortaya çıkıyor.

Savaşların çoğu zaman görünmeyen bir sebebi vardır.

O sebep petrol, enerji ve ekonomik çıkardır.

Ve ne yazık ki savaşların bedelini de her zaman olduğu gibi yine halklar öder.

Çünkü savaşları yönetenler çoğu zaman cephede değildir.

Ama savaşların acısını yaşayanlar her zaman sıradan insanlardır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI