?>

İranlılar Vatanlarına Sahip mi Çıktı?

Mehmet ÇELİK

2 ay önce

Suriye’de yıllar önce başlayan ve dış müdahalelerle derinleşen iç savaş, yalnızca bir rejim krizine değil; büyük bir insani kırılmaya dönüştü. Milyonlarca insan doğduğu toprakları terk etti. Sınırlar doldu, şehirler boşaldı, hafızalar yerinden söküldü.

Can güvenliği tehdit altındaysa, insanın sığınma araması doğaldır. Fakat mesele sadece hayatta kalmak mıdır? Yoksa vatan dediğimiz kavram, insanı  kalmaya da zorlar mı?

Evet zorlar ve zorlaması da gerekir!

Çünkü vatan, sadece üzerinde yaşanılan toprak değildir. Çocukluğun kokusudur, annenin sesi, babanın gölgesi, mezarlıkta yatan dedenin hatırasıdır. Bir ülkeyi terk etmek bazen yalnızca fiziksel bir göç değil; kimlikten bir kopuştur.

Bugün İran örneğine baktığımızda vatana sahiplenmenin fotoğrafını net görebiliyoruz.

İran halkının önemli bir kesimi kendi yönetimine karşı eleştirel.

Sokak gösterileri yaşandı, özgürlük talepleri dile getirildi. Ancak dış müdahale ihtimali belirdiğinde tablo değişti.

Bombardıman karşısında sevinç gösterileri yapılmadı.

ABD ve İsrail kaynaklı “sokağa çıkın” çağrıları beklenen ölçekte karşılık bulmadı.

Rejime mesafeli duran kesimler bile dış müdahale söz konusu olduğunda sessiz kalmayı tercih etti.

Bu sessizlik, destek mi?Yoksa vatan refleksi mi?

Ben ikinci ihtimali daha güçlü görüyorum.

Toplumlar, iç sorunlarını kendi dinamikleri içinde çözmek ister. Dışarıdan gelen her müdahale çağrısı, haklı talepleri bile gölgede bırakır. Çünkü mesele bir anda özgürlükten çıkıp “toprak bütünlüğü”ne evrilir.

Eğer İran’da ciddi bir kopuş yaşansaydı, bunu ilk sınır kapılarında görürdük. Kitlesel göç hareketleri başlardı. Oysa böyle bir tablo oluşmadı.

Bu durum iki gerçeğe işaret ediyor:

Birincisi; dış müdahale üzerinden kurgulanan senaryolar, toplum zemininde beklenen karşılığı bulmadı.İkincisi; İran toplumu, rejimle olan meselesini dış baskıdan ayrı bir yerde konumlandırıyor.

Tarih şunu gösteriyor: Bir ülkenin iç dengeleri dışarıdan zorlandığında, o toplum iç farklılıklarını bir kenara bırakıp ortak bir savunma refleksi geliştirir.

Bu refleks milliyetçilikten beslenir ama her zaman ideolojik değildir.

Bazen sadece “evini koruma” ve geçmişin hazfızasına sahip çıkma içgüdüsüdür.

ABD ve İsrail açısından bakıldığında, beklenti muhtemelen içeriden güçlü bir kırılmaydı. Fakat görünen o ki İran halkı, en azından bu aşamada, dış müdahale ile gelecek bir değişimi meşru görmedi.

Bu bir rejim onayı değildir.Bu bir toprak refleksidir.

Elbette süreç uzun. Ekonomik baskılar, yaptırımlar, bölgesel gerilimler devam ediyor. Ancak bugün görünen tablo şudur: İran toplumu, kendi iç tartışmasını dışarıdan yönlendirilmiş bir hesaplaşmaya dönüştürmemiştir.

Ve asıl soru şudur:

Bir ülkeyi ayakta tutan şey yönetim mi, yoksa toplumun ortak hafızası mı?

Belki de İran örneğinde gördüğümüz şey, tam olarak budur:Yönetimle hesaplaşma ayrı, vatana sahip çıkma ayrı.

Zaman, bu duruşun nereye evrileceğini gösterecek.

YAZARIN DİĞER YAZILARI