?>

Mardin Kültür Yolu Festivali Üzerine

Mehmet ÇELİK

6 ay önce

Bir hizmeti, bir etkinliği eleştirirken, kırıcı değil yapıcı bir düşüncenin ışığıyla yaklaşmanın gerekliliğine inanıyorum.

Bu anlayışla; Türkiye Kültür Yolu  Festivali’nin Mardin ayağı ile ilgili görüşlerimi aktarmak istedim.

Kültür Yolu Festivali Mardin için bir ışık ve ayrıcalık oldu. Emeği geçenlere  teşekkür etmek vicdanı bir sorumluluktur. Kültür ve Turizm Bakanı  Mehmet Nuri Ersoy'un verdiği mesajlar Mardin ve Türkiye Turizminin önünü açacak nitelikteydi.

Eksiklik ve aksaklıkları da yazmak bir sorumluluk ve gelecekte yapılacak bu tür etkinliklere ışık tutar düşüncesindeyim.

Türkiye Kültür Yolu Festivali, son yıllarda devlet eliyle yapılan en kapsamlı kültür-sanat hareketlerinden biri.

Fikir olarak son derece kıymetli: şehir şehir dolaşan, Anadolu’nun zengin mirasını görünür kılmayı hedefleyen bir proje.

Ne var ki, bu kadar iyi bir niyetle yola çıkan her şey gibi, iş uygulamaya geldiğinde mesele sadece sahne kurmakla, konser düzenlemekle bitmiyor.

Özellikle Mardin’de…

Mardin, bu topraklarda taşın da, sözün de, müziğin de hafıza tuttuğu bir şehirdir.

Her bir sokak, bir hikâyedir.

Her dil, bir duadır.

Her inanç semaya yükselen bir yakarıştır.

Dolayısıyla burada “kültür”ü sahneye taşımak, sadece bir etkinlik değil, bir hassasiyet meselesidir.

Çünkü Mardin, bir fon değil; kendisi bir eserdir, sanat platosudur..

Festivalin Mardin ayağına bakınca, evet, göz kamaştıran bir enerji vardı.

Oteller doldu, sokaklar hareketlendi, ışık gösterileriyle şehir bir şölene dönüştü. Fakat görkem bazen derinliği bastırır.

Sahnelerde popüler isimler alkışlanırken, o kadim taşlardan yankılanan dengbej sesleri, Süryani ilahilerinin yankısı, Kürt ve Arap ezgilerinin içtenliği duyulmadı. Mardin’in ruhu, misafir sanatçılar arasında kayboldu.

Asıl mesele, “Kültür Yolu”nun gerçekten bir yol olup olmadığıdır.

Yani, merkezden taşraya gönderilen bir etkinlik zinciri mi bu, yoksa yerelin kendi sesini duyurduğu bir ortak üretim alanı mı?

Ne yazık ki Mardin örneğinde, ikinci ihtimal biraz zayıf kaldı.

Jüriler, Dostlar ve Dışarıdan Gelenler

Film Festivali’nin halk jürilerine bakıyoruz; ahbap-çavuş ilişkileri, dostluk bağları, akrabalıklar…

 Şehrin kültürel hafızasıyla ilgisi olmayan isimler…

Söyleşilerde ise, her kanalda her konuda konuşan, sözüm ona her şeyi bilen(!) ama Mardin’i belki de hiç tanımayan konuklar.

Oysa bu şehirde, Mardin’in tarihini, müziğini, hafızasını omzunda taşıyan onlarca insan var.

Sanatçılar, akademisyenler, yazarlar, zanaatkârlar…

Onlar bu şehrin canlı arşivleridir.

Fakat ne yazık ki bu “halk jürileri” halkın değil, dostların jürileri olmuş.

Sorun sadece kişilerde değil; bu döngüye göz yuman anlayışta.

Her yıl aynı yüzler, aynı yöntem, aynı dar çevre…

 Mardin gibi bir kültür mirasını bu kadar dar bir kadraja sığdırmak,  eksiklik değil, şehrin tarihine, hafızasına ve değerlerine duyarsızlıktır.

Varlıklarını kültürel zenginlik olarak gördüğümüz, Süryaniler ve  Ezidiler’in birlikte yaşam kültür ve değerlerini anlatabilecek, geleceğe not düşebilecek kimse yok muydu?

Halk Jürisinde, bir Ezidi veya bir Süryani’nin yer alması olumsuzluk yaratır mıydı?

Şehrin hafızası ve değerleriyle yakından uzaktan ilgisi olmayanların , kadim şehri anlatmaları, kadim şehrin halk jüriliği görevini üstlenmeleri ne kadar gerçekçi ve vicdani olabilir.

Bir festival planlanırken sadece bürokratların değil, sivil toplumun, yerel sanat çevrelerinin ve kültür taşıyıcılarının da sesine kulak verilmelidir. Çünkü devlet aklıyla halk hafızası birleştiğinde, oradan hakiki bir kültür politikası doğar.

Kültür Yolu mu, Gösteri Yolu mu?

Festivalin adı güzel: Kültür Yolu. Ama o yolun kenarına bakınca, biraz fazla asfalt, biraz az hikâye var.

Kültür Yolu gerçekten bir “yol” olacaksa, her şehir kendi kimliğiyle yürümeli. Mardin’de bu kimlik; taşın dokusunda, müziğin iç sesinde, dillerin dualarında gizlidir.

Mardin’in ruhu, çelikten platformlarda değil; taş avlularda, minare gölgelerinde, akşam ezanıyla başlayan, çan sesi ile devam eden  bir dengbej sesinde yaşar.

Görkem kötü değildir, ama derinliği unutan görkem bir gösteridir sadece. Bizim derdimiz, gösteri değil; anlam olmalı.

Türkiye Kültür Yolu Festivali, doğru yönetildiğinde ülkenin kültürel mirasını birleştirecek muazzam bir fırsattır. Mardin ise, bu projenin kalbi olabilecek bir şehirdir. Fakat bu kalbi atar kılmak için, onu dışarıdan gelen seslerle değil, kendi yankısıyla beslemek gerekir.

Kültür, taşınmaz; yaşatılır.

Ve bir şehrin kültürü, sadece o şehrin insanının nefesiyle hayat bulur.

Mardin’in sesi hâlâ orada — taşın, gölgenin, melodinin içinde.

Yeter ki o sesi duymaya niyet edelim.

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI