USD 0,0000
EUR 0,0000
USD/EUR 0,00
ALTIN 000,00
BİST 0.000
DÜNYA

RESSAM-ŞAİR ALİŞER AVCI İLE RÖPORTAJ

'YAZMAK BİRAZ BENCİLLİK BİRAZ DA YALNIZLIKTIR.'

RESSAM-ŞAİR ALİŞER AVCI İLE RÖPORTAJ
25-03-2021 10:13
Google News
Ressam ve eğitimci kimliğiyle bilinen Alişer AVCI ile şiir kitabı (Eva – Sadece Sesini) hakkında konuştuk. Ressam-Eğitimci ve Şair Alişer AVCI, “Sanat uçsuz bucaksız bir okyanustur, belki ben de paçalarımı sıvama başarısı gösterebilirim. diyor. Alişer AVCI ile sanat hayatını; resim ve yazıyla kurduğu ilişkiyi, yaptığı üretimleri, çok dilliliği, doğup büyüdüğü coğrafyayı ve özellikle ilk şiir kitabıyla ilgili renkli bir röportaj okuyacaksınız. İyi okumalar.

Hazırlayan: Metin Aydın (biblohayat@hotmail.com)

-Alişer Avcı kimdir?

10 Kasım 1973’te Kızıltepe ilçesinin Başak Köyünde, annemin beşinci babamın onuncu çocuğu olarak doğdum. İlk ve orta öğrenimini Kızıltepe’de tamamladım. 1998 yılında Dicle Üniversitesi Eğitim Fakültesi Resim-İş Bölümünden mezun oldum. Şu ana kadar dört tane kişisel resim sergisi açtım, yurt içinde ve yurt dışında çeşitli karma sergilere katıldım. Özgünlüğünü yakalamaya; şiire, öyküye ve resme maruz kalmaya çalışan, arayışlarının telaşıyla yoğrulan, ara renklerin peşinde olan naçizane bir kişiyim... Don Kişot’vari bir yöntemle, kazanamayacağını bile bile, yel değirmenlerine mızrak kuşanan bir arayış sevdalısı.

-Sanat serüvenin nasıl başladı?

Sevgili Metin, sen de bilirsin, kendilerine masal anlatılan son şanslı nesiliz galiba. Bu sözlü geleneğin son temsilcileri ile bir şekilde iletişim kurma olanağı bulabilen kişileriz. Düş dünyamızın renklerini bu kişilere ve onların anlatılarına borçluyuz. Söz konusu hikâyeler bize bir tür rehber oldu. Zannedersem bizim kuşaktan sonra kimselere bu denli masal anlatılmadı. Sadece masallar da değil destanlar, tekerlemeler, bilmeceler vb. her türlü etkileşim bizlere ışık tutmuştur. Bütün bunların yanı sıra, Mister No ve Judas gibi fantastik çizgi romanlara da bulaşınca bu süreç iyice rayına girdi. Benim yolculuğum biraz böyle başladı. Ben de kalıcı bir şeyler bırakmanın özlemi ile sanata yöneldim.

-Senin için yazmak (çizmek) neyi ifade ediyor?

Yazmak da çizmek gibi aynı aykırı işlevi görür. Bu tamamıyla varoluş duygusu ve kalıcı olanı yakalama tutkusudur. Biraz da bencillik ve yalnızlıktır. Yazmak da çizmek de bir tür kendini oluşturmaktır ve tekleşmeye karşı sert bir duruştur. Bizi çepeçevre kuşatan toplu kimlikten sıyrılabilmenin yoludur üretmek. Herkes gibi sıraya konulmak en büyük kâbustur. Ben ne istediğimi, ne hissettiğimi öğrenmek için yazmaya ve çizmeye çalışıyorum. Bu yol ne kadar gizemli ve dolambaçlı olursa olsun sonuçta yine kendime çıkıyorum.

-Şiir ve resimlerini nasıl bir yerde görüyorsun?

Çalışmalarımı kendi tonunu yakalamaya çalışan kanat alıştırmaları olarak yorumlarım. Çeşitli tarz ve içeriklerle işlense bile ancak bir hazırlık sürecinin evreleri niteliğindedir. Verileni kılçığıyla kabuğuyla yutmamak için öğrenmem gerekenleri öğrenmenin peşindeyim. Uzun ve zorlu bir yolun tam başında engelli dolambaçları izliyorum. Bu hikâyede tamamıyla yapayalnızım. En onulmaz yalnızlık, bu yolculuktaki yalnızlıktır. Nitelikli eserler ortaya çıkarmak o kadar kolay bir şey değil. Ben bir yazar mıyım? Asla değilim! Ben sadece yazan biriyim. Kendi sözcüklerinizi bulmazsanız ve onları doğan her yeni güne ait kılmazsanız yazar olamazsınız. Sanatçı mıyım? Değilim! Kendi renginizi yaratmazsanız ve sanat tarihini renklendirmezseniz asla sanatçı olamazsınız. Bilginin açlığına sığınmak zorundayız. Sanat, uçsuz bucaksız bir okyanustur, belki ben de paçalarımı sıvama başarısı gösterebilirim. Bilmiyorum.

-İlk şiir kitabının (Eva - Sadece Sesini) doğum serüvenini anlatır mısın?

Eva - Sadece Sesini, yaklaşık 9 yıldır yazmakta olduğum yarı otobiyografi, yarı ilham serüveni ile yoğrulmuş bir ilk göz ağrısıdır. Bu yönleri itibariyle benim için çok özel bir yeri vardır… Kitaba ismini veren Eva, yaşamıma dokunan biridir… Ve tamamıyla ondan esinle bu kitabı yazdım ama yazılanlar bütünüyle düş dünyamın ürünüdür; yaşanmışlıklarla hiç ilgisi yok! Yıllarınızı vererek dünyaya bir kitap getiriyorsunuz ama sayfa kalınlığı serçe parmağınız kadar değil. Ben bu kitapla biraz kendimden içeri girebildim. Yazarken kendine müdahale edecek kadar içerden davranmak gerekir. Yazmak biraz bencillik biraz da yalnızlıktır dedim ya; içimdeki alt kültürün yasadışı kahramanı bu kitapla ortaya çıktı. Bu yapayalnız ve illegal kahraman, kendini ifade ederken ne kadar başarılı bir performans sergiler onu kestirmek mümkün değil.

-Şiirlerinde baskın bir şekilde renkler (resimler) var… Neredeyse ressam kimliğin ile şair kimliğin iç içe geçmiş. Bu şiir ile resmin yekvücut olma halini nasıl okuyabiliriz?

Şiirlerde melez bir ruhun istikrarsızlığını yakalayabilirsiniz. Okurken zaman zaman bir ressamın fırça tuşlarını hissedebilirsiniz. Çünkü ben de yazarken bazen kalem yerine fırça kullanır gibi yazdım. Resim terminolojisinin sıkça kullanıldığı şiirler bir yanıyla da duygu yoğunluğu ile ön plana çıkmakta ve okuru içsel bir yolculuğa çıkarmaktadır. Çeşitli ton katmanlarında duraklamanız ve yeniden anlamlandırmanız mümkündür. Bazı şiirlerde anlamı karartan ve gizleyen bir tavır sezebilirsiniz. Zaman zaman nükteli ve sistem eleştirisi şiirlerle de karşılaşmak mümkün. İç sayıklamalar, arayış, yalnızlık, özgürlük, hayata karşı kavgalı bir duruş kitabın ana temasını oluşturmaktadır. Yer yer dizelerin dağılmasını önleyen kafiyelerle karşılaşırsınız. Kafiye, renklerin ve çizgilerin uyumu gibidir; her zaman gerekli değildir ama bir önceki dizeyi hatırlatır ve onun akılda kalmasını sağlar. Hatta bütün şiirin kompozisyon bütünlüğünü sağlar. Kitabı bitirdim şimdi birkaç adım geri çekildim ve ortaya çıkan ürünü inceliyorum. Resim yaparken de öyledir; biraz geri çekilip esere dışarıdan bakarız. Çünkü sadece kendinizden içeri girmek yetmez, bazen de kendinizin dışına çıkmalı ve kendinizden uzaklaşmalısınız. Yoksa kendinizle hesaplaşamazsınız.

-“Onuncu kardeş” olduğun aileni: “onlardan öğrendim / gülerek karşılamayı ölümü / ayaklar kaçmak için değil / ezmek içindir zulmü.” dizeleriyle tanımlıyorsun. Bu büyük ailede, hem “başka birine dönüşmemek için resimler yaptığını”, hem de “resimde sustuklarını şiirde konuştuğunu” söylüyorsun… Kendini oluşturmada; bu netameli süreçte, ailenle sanat hayatının buluştuğu/çatıştığı konaklar nelerdi?

Üstü mezarlık olan bir tepenin yamacına yayılan bir köyde doğdum. Toprak damlı evimizin saman kokularını hala hatırlıyorum. Üstümüz toprak, altımız toprak ve duvarlarımız topraktı. 6 aylıkken babamı kaybettim. Sürgünler, gözaltılar hiç eksik olmadı. 10 kardeş çok zor şartlarda büyüdük fakat evimizde hep kitaplar bulunurdu. Benim şansım Sabahattin Ali, Edgar Allen Poe, Attila İlhan, Cegerxwin ve Orhan Kemal gibi çeşitli yazarlarla çok erken tanışmamdı. Bir yandan babasız büyümenin olumsuzlukları bir yandan tüm zorluğuyla ailenin sürgünü öte yandan 10 kardeş metaforunun masalsı etkileri. Durum böyle olunca kitaplara, renklere ve çizgilere yakın hissetmek zor olmadı. Özellikle çağdaş akımlardan ve ikinci yeni şairlerinden çok etkilendim. Okuduğum her satırda daha fazla kendime yaklaştığımı hissettim. Bu yolculuk gittikçe daha büyüleyici gelmeye başladı. Sonunda bu fantastik yolculuğun öznesi olmam gerektiğine hükmettim.

-Yaşama gözlerini açtığın coğrafyanın yakıcı realitesiyle şiirlerinin (resimlerinin) nasıl bir ilişkisi oldu?

İbn-i Haldun asırlar önce “coğrafya kaderdir’’ demiştir. Coğrafi gerçekliklerin toplum hayatına etkilerini yadsıyamayız. Bir kültürün ve toplumun, bulunduğu coğrafya özelliklerine göre şekillendiği bir gerçektir. Elbette birey olarak bizler de kaçınılmaz olarak bu süreçlerden etkileniriz. Oluşturulan imgenin kökü en derinlerden yani toprağa yayılan damarlardan gelir. Önce coğrafya sanatçıyı etkiler daha sonra sanatçı coğrafyayı etkiler. Bugün Prag deyince Kafka’yı, St.Petersburg deyince Dostoyevski’yi, Londra deyince Charles Dickens’i Santiago deyince Pablo Neruda’yı ve Malaga deyince Picasso’yu anımsarız. Türkçenin en büyük ustalarından biri olan Ahmet Hamdi Tanpınar’ı okuduğumuz zaman İstanbul’u yeniden keşfettiğimizi hissederiz. Orhan Pamuk, romanlarında kullandığı eğretileme ve betimlemelerle bizi adeta İstanbul yolculuğuna çıkarıyor. Mehmet Uzun sürgünde olmasına karşın edebiyatının temellerini hep kendi coğrafyasından esinle kurmuştur. Yine Celadet Ali Bedirhan, Piremerd ve aşkın ve sevginin yazarı Feqiye Teyran da benzer zorluklar ve kaygılarla edebi eserler vermiştir.

-Türkçe yazan, çok dilli bir sanatçı olarak; çok dilli olma durumunun sanatına (sanatçı kimliğine) nasıl bir katkısı oldu?

Diller ve kültürler arasında köprü kurabilmek, birden fazla dil konuşabilmek kuşkusuz çok değerlidir ve yazma uğraşındaki biri için avantajdır. Ben akademik eğitimimi maalesef anadilimde yapamadım. Şartlar elverseydi eğitimimi Kürtçe almayı, dolayısıyla Kürtçe düşünmeyi, Kürtçe özlemeyi ve Kürtçe kaygılanmayı ve böylelikle Kürtçe yazmayı çok isterdim. Bizim kuşak bu nedenlerden dolayı kendi içinde çatışmalı bir ruh haliyle yetişti. Bu bizim en büyük trajedimizdir. Anadilimiz, uzaklarda ışıklı tayflar gibi bizi kendine çekerken, biz kanadından yaralı kuşlar gibiydik; maalesef engin maviliklerinde kanat çırpamadık.

-Sanatçı kimliğinin yanında bir eğitimcisin ayrıca... Öğrencilere yönelik nasıl bir sanat eğitimi olmalıdır?

Bugün Türkiye’deki okullarda öğretilen kelime sayısı 6 veya 7 bin civarındadır. İlkokuldan üniversiteye kadar ki ders kitaplarında mevcut olan kelime sayılarından bahsediyorum. Öğrenciler bu kelimelerden sadece yüzde 10’luk bir bölümü ile düşünüp faaliyet yürütebiliyorlar. Bunlar günlük hayatta kullanılması zorunlu olan kelimeler. Tıpkı ilkel şartlarda hayatta kalabilmek için sığınmak zorunda olduğumuz temel bilgileri alabilmek gibi. Düşünmek, edebi eserler üretmek için asla yeterli gelmeyecek niceliktedir. Nitelikli konuşabilmek ve yazabilmek için hafızalarımızda çok fazla sayıda kelime bulunması lazım. Sözgelimi İngiltere’de 71 bin civarında kelime ile eğitim öğretim faaliyetleri sürdürülüyor. Japonya’daki müfredatta 40 bin kelime var, İtalya’da çocukların düş dünyasına verilen 32 bin kelime mevcut. Gerek kültür sanat faaliyetleri için, gerek bilimsel çalışmalar için gerekse ekonomik gelişmeler için kelime dağarcığını dolayısıyla düşünme dağarcığını geniş tutacak eğitim faaliyetlerine ihtiyaç duyarız. Bana göre ülkemizin en önemli sorunlarından biri de bu konudaki yetersiz yaklaşımlardır.

-Son olarak neler söylemek istersin? Teşekkürler Alişer.

Yeryüzüne ayak basan ilk insan doğanın ve yaşamın çetin koşulları karşısında çırılçıplak ve çaresizdi. Dünyanın göz alabildiğince genişleyen bilinmezliklerine karşı donanımsızdı. O güçsüzdü ama doğa uçsuz bucaksız okyanusları dondurup eritecek kadar güçlüydü. Kendisine çağlar boyunca yetecek güçlü bir silah bulmalıydı. Her şey yirmi bin yıldan daha önceki çağlara dayanır. Paleolitik insanı yaşadığı mağara duvarlarına ilk çizgilerini attı. İnsanoğlu kendini sanatla yarattı. Günümüzde modernleşme ve küreselleşme çağıyla birlikte insanın yalnızlığı gittikçe büyüyor. Her şey mekanik monotonluk içinde pişirile pişirile çiğleşiyor. Metal blokların kuşatması altında insan elinin sıcaklığı özlenir hale geliyor. Bu kuşatmanın kırılabilmesi ancak sanatın gücüyle mümkün olacaktır. Günümüzün her türlü olumsuz şarlarında yine toplumlara ışık tutacak olan şey sanattır. Özgürlük ve aydınlanma ancak sanatla mümkün olacaktır.

Özgeçmiş - Alişer AVCI:

10.11.1973 tarihinde Mardin’in Kızıltepe ilçesinin Başak Köyünde doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Kızıltepe’de yaptıktan sonra Dicle Üniversitesi Resim İş Eğitimi Bölümüne girdi. 1998 yılında bu bölümden mezun oldu ve resim öğretmeni olarak Adana’ya atandı. İlk kişisel resim sergisini 1998 yılında ‘Gecikmiş Renk Şiirleri’ başlığıyla Diyarbakır Güzel Sanatlar Galerisinde açtı. Son sergisini ‘e-portre-Yazının Yüzleri’ başlığıyla 2015 yılında Adana’da açtı. Şimdiye kadar dört tane kişisel resim sergisi açtı ve yurt içinde ve yurt dışında çeşitli karma sergilere katıldı. Yazdığı öykü ve şiirler Deliler Teknesi, Öykü Teknesi, Söke Öykü Roman, Yaşam Sanat ve Tersakan Sanat gibi çeşitli dergilerde yayımlandı. Çeşitli eğitim sendikalarının düzenlediği anı- öykü yarışmalarında üç kere Türkiye üçüncülüğü ödüllerini aldı. ‘Eva -Sadece Sesini’ isimli ilk şiir kitabı 2021 yılında Kanguru Yayınları tarafından basıldı. Halen Adana’da yaşamakta ve 2010 yılında kurmuş olduğu Artika Sanat Merkezi’nde sanatsal faaliyetlerini sürdürmektedir.


SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?
ANKET TÜMÜ
ARŞİV ARAMA
E-GAZETE TÜMÜ
PUAN DURUMU
TAKIMOPuanAV.
1Beşiktaş4084+45
2Galatasaray4084+44
3Fenerbahçe4082+31
4Trabzonspor4071+13
5Sivasspor4065+11
6Hatayspor4061+9
7Alanyaspor4060+13
8Fatih Karagümrük4060+12
9Gaziantep FK4058+8
10Göztepe40510
11Konyaspor4050+1
12Başakşehir FK4048-12
13Çaykur Rizespor4048-16
14Kasımpaşa4046-10
15Yeni Malatyaspor4045-4
16Antalyaspor4044-14
17Kayserispor4041-17
18BB Erzurumspor4040-24
19MKE Ankaragücü4038-19
20Gençlerbirliği4038-32
21Denizlispor4028-39
GÜNÜN KARİKATÜRÜ TÜMÜ