Güneşi gittikçe yitirmeye başladığımız bugünlerde, sonbahara neden "hüzün mevsimi" dendiğini anlamaya çalışıyorum. Yine bir yürüyüşteyim... Ah, bu gezintiler olmasa mevsimlerin değiştiğinden bile haberim olmayacak sanki.
Islanmış toprak ayaklarımın altında eziliyor. Bahçelerin sağını solunu zorlayıp göğe bakan ağaçların kimi hâlâ capcanlı, kimi ise hastalanmışçasına solgun. Saksılarda sardunyalar neşeyle gülümserken, çiçeklerini dökmeye başlayan yaseminler küskün duruyor. Sonbahar güneşi bulutların arasından bir görünüp bir kayboluyor; o çekilince her yeri bir kasvet bürüyor, yeniden belirince de her şeyin güzel olacağına dair bir umut kaplıyor içimizi. Şair boşuna dememiş, "Güneşli günler göreceğiz" diye... Ruhumuzun aydınlığı aramak gibi dinmeyen bir özlemi var.
Peki ama neden hazan mevsimi deniyor sonbahara? Sırf sararmış bir yaprak uçuşuyor ya da güneşli günler azalıyor diye mi? Yoksa durmadan yağan yağmurlar ruha bir ağlama hissi veriyor diye mi? Oysa sararmış ağaçlar kadar canlı, sapasağlam duran yeşil ağaçlar da var. Güneş bir saklanıyorsa, bir de çıkıp göz kırpıyor. Yağmur deseniz; bir çaya, bir kitaba pekâlâ eşlik edebilir. Damlaların tıkırtıları eşliğinde bir şemsiyenin altında yürümek bile gayet keyifli olabilir.
Ben mesela bugünleri çok seviyorum. Ruhumun karmaşası mevsimin karmaşasına karışıp giderken bir sözcük arıyorum; bir cümle kuruyorum. Sonra o cümleden bir öykü dünyası yaratıp tanıdık tanımadık kim varsa buraya davet ediyorum.
Sonbahar, mevsimlerin içinde belki de en karmaşık olanı. Kış, yaz ya da ilkbahar nettir; getirecekleri bellidir. Soğuk soğuktur, sıcak sıcak... Çiçek ise çiçektir. Oysa sonbaharda bir ağacın yarısı yeşil, yarısı sarıdır. Ruhun bir yanı iyimserse, diğer yanı kötümserdir. Yani yaprak dökerken bir yanımız, diğer yanımız bahar bahçe olamaz başka mevsimlerde. İddia ediyorum; bu mevsimin dışında kalanlar oldukça sıradandır.
Sonbahar sanıldığı kadar hüzünlü değildir aslında; iyinin ve kötünün, olumlunun ve olumsuzun, güzelin ve çirkinin bir aradalığından doğan o derin karmaşadır. Olup biten tam olarak bu.
Eğer günü gününü tutmayan, âdeta bipolar hastalarına benzeyen bu mevsim olmasaydı; ben de bir okul çıkışı oturup bu satırları yazmayacaktım. Ee, ne diyelim... Demek ki beni de bu havalar mahvetti!
