2025 yılı, Türkiye için hem geçmişin ağır yükleriyle yüzleşilen hem de geleceğe dair sert eşiklerin belirdiği bir yıl olarak hafızalara kazındı. Maraş merkezli depremlerin yarattığı toplumsal travma henüz tam olarak sarılamamışken, yılın daha ilk günlerinde Bolu Kartalkaya’daki Grand Kartal Otel faciası ülkeyi derin bir yasa boğdu. 21 Ocak’ta çıkan yangında 78 yurttaşın hayatını kaybetmesi, yalnızca bir ihmaller zincirini değil, denetim mekanizmalarının ve kamusal sorumluluğun ne kadar zayıfladığını da acı biçimde gözler önüne serdi.
Siyaset cephesinde 2025, yüksek tansiyonlu bir yıl oldu. Büyükşehir belediyeleri başta olmak üzere çok sayıda yerel yöneticiye yönelik soruşturmalar, tutuklamalar ve kayyum atamaları, yargı bağımsızlığı ve demokratik temsil tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Özellikle İstanbul Büyükşehir Belediyesi merkezli süreçler, yılın en belirleyici iç siyasi kırılmalarından biri olarak öne çıktı. Cumhuriyet Halk Partisi açısından 2025, bir yandan yerel yönetimlerdeki icraatlarını savunma, diğer yandan artan hukuki baskılara karşı siyasal bir direnç hattı kurma yılı oldu. CHP, erken seçim tartışmalarının gölgesinde, ekonomi ve adalet vurgusunu öne çıkararak toplumsal muhalefetin ana taşıyıcısı olma iddiasını sürdürdü.
İlkbahar ayları, doğanın sert uyarılarıyla geçti. 23 Nisan’da İstanbul ve Marmara Bölgesi’nde yaşanan 6.2 büyüklüğündeki deprem, “büyük İstanbul depremi” korkusunu yeniden gündeme taşıdı. Yaz aylarında ise iklim krizi tüm ağırlığıyla hissedildi. Rekor sıcaklıklar, uzun süreli kuraklık ve peş peşe çıkan orman yangınları, 2025’i son yılların en ağır afet sezonlarından biri haline getirdi. Çok sayıda yerleşim yeri tahliye edilirken, iklim meselesi artık yalnızca çevresel değil, doğrudan bir güvenlik ve ekonomi başlığına dönüştü.
Ekonomide ise 2025, geniş halk kesimleri için zor bir yıl olarak kayda geçti. Enflasyonun kağıt üzerinde düşüş eğilimine girdiği açıklansa da hayat pahalılığı, barınma krizi ve gelir adaletsizliği gündemden düşmedi. Merkez Bankası’nın faiz kararları, döviz kurları ve art arda gelen zamlar, mutfaktaki yangını söndürmeye yetmedi. Emeklilerin ve çalışanların yıl boyunca süren hak arayışları, “geçinemiyoruz” mitingleriyle meydanlara yansıdı.
Güvenlik politikalarında 2025 önemli eşiklere sahne oldu. “Terörsüz Türkiye” başlığı altında yürütülen süreç ve PKK’nın Mayıs ayında kendini feshettiğine dair açıklamaları, kırk yıllık çatışma döneminde yeni bir sayfa olarak tarihe geçti. Öte yandan yıl boyunca ülke genelinde yapılan büyük uyuşturucu operasyonları, suç örgütlerinin ulaştığı boyutu da gözler önüne serdi. Tonlarca uyuşturucunun ele geçirildiği, çok sayıda çetenin çökertildiği operasyonlar, gençliği hedef alan bu tehdidin ne kadar yaygınlaştığını gösterdi.
Toplumsal vicdanı yaralayan başlıklardan biri ise kadın cinayetleri oldu. 2025 boyunca her ay neredeyse yeni bir vahşet haberiyle sarsılan Türkiye’de, kadın cinayetleri ve şüpheli kadın ölümleri kamuoyunun en yakıcı gündemlerinden biri haline geldi. İstanbul Sözleşmesi tartışmaları yeniden alevlenirken, cezasızlık algısı toplumda derin bir öfke yarattı.
Spor dünyası da 2025’te tartışmalardan azade değildi. Özellikle futbolda gündeme gelen kara para aklama, bahis ve transfer ilişkileri iddiaları, sporun yalnızca saha içinde değil, saha dışında da ciddi bir kriz yaşadığını ortaya koydu. Yürütülen soruşturmalar, futbol ekonomisinin ne denli denetimsiz büyüdüğünü gösterdi.
Dış politikada Türkiye, 2025 boyunca denge ile müdahale arasında bir çizgi izledi. Donald Trump’ın ABD’de yeniden başkan seçilmesi, Ankara–Washington hattında pragmatik bir dönemi beraberinde getirdi. Suriye ve Gazze dosyalarında Türkiye’nin “garantör ülke” rolüyle masada yer alması, bölgesel ağırlığını artıran önemli hamlelerdi. Papa XIV. Leo’nun Kasım ayındaki Türkiye ziyareti ise bu diplomatik rolün sembolik bir göstergesi oldu.
Sonuç olarak 2025; afetlerle sınanan, ekonomik baskılarla bunalan, siyasette sertleşen ama aynı zamanda yeni arayışların da filizlendiği bir yıl oldu. 2026’ya girerken Türkiye, bir yanda demokrasi ve hukuk tartışmalarıyla, diğer yanda derinleşen sosyal sorunlarla yüz yüze. 2025’te atılan düğümlerin nasıl çözüleceği ise büyük ölçüde önümüzdeki bu 2026 yılının kaderini belirleyecek.
