Türkiye’de Kürt Meselesi konuşulduğunda, tartışma neredeyse otomatik olarak güvenlik başlığına sıkışır. Oysa kırk yılı aşkın süredir denenmiş, sonuçları defalarca tecrübe edilmiş bir yaklaşım var karşımızda. Güvenlik merkezli bakış, sorunu dondurabilir; bastırabilir, erteleyebilir. Ama çözüme yaklaştırmaz. Çünkü bu mesele özünde bir güvenlik değil, akıl meselesidir.
Akıl, duyguların yok sayılması değildir. Tam tersine, duyguların yönetilmesidir. Türkiye’de Kürt meselesi uzun yıllar boyunca korkular, refleksler ve travmalar üzerinden ele alındı. Her itiraz, her talep, her kimlik vurgusu potansiyel bir tehdit olarak görüldü. Bu yaklaşım, devleti korumayı amaçlarken, toplumla devlet arasındaki mesafeyi daha da büyüttü.
Oysa rasyonel siyaset, tehdidi değil ihtiyacı görür. Kürt meselesi de tam olarak burada başlar. Dil, kültür, temsil ve adalet talepleri; silahın değil, siyasetin konusudur. Bunları güvenlik parantezine almak, sorunu çözmez; siyasetsizleştirir. Siyasetsizleşen her alan ise ya radikalleşir ya da sessizleşir. Her iki durum da toplumsal barış için risklidir.
Bugün gelinen noktada, sorunun yalnızca dağda ya da sınır hattında olmadığı artık açıkça görülmelidir. Asıl mesele, şehirlerde, okullarda, mahkemelerde ve gündelik hayatta hissedilen eşitlik duygusudur. Bir yurttaşın kimliği nedeniyle kendini sürekli açıklamak zorunda hissetmesi, güvenlik sorunu değil; Yöntem Sorunudur. Bu da akılla çözülür.
Devlet aklı, yalnızca tehditleri bertaraf etmekle sınırlı olamaz. Devlet aklı aynı zamanda kapsayıcı olmak zorundadır. Tarihte güçlü devletler, farklılıkları bastıranlar değil; yönetenler olmuştur. Bastırma, kısa vadede sessizlik yaratır. Yönetme ise kalıcı huzur üretir. Kürt meselesinde ihtiyaç duyulan da tam olarak budur.
Burada önemli bir ayrımı netleştirmek gerekir: Terörle mücadele ile Kürt meselesi aynı şey değildir. Bu ikisini bilinçli ya da bilinçsiz biçimde eşitlemek, en büyük zihinsel hatalardan biridir. Silahla mücadele edilir; kimlikle konuşulur. Silah güvenlik birimlerinin, kimlik ise siyasetin alanıdır. Alanlar karıştığında, çözüm değil karmaşa ortaya çıkar.
Rasyonel bir yaklaşım, duygusal tepkilerden beslenen dili de terk etmeyi gerektirir. “BİZ ve ONLAR” ayrımı üzerinden kurulan her cümle, ortak gelecek fikrine zarar verir. Oysa bu ülkenin kaderi ortaktır; acısı da umudu da. Akıl, bunu görmeyi ve kabul etmeyi gerektirir.
Bugün yapılması gereken şey, geçmişin yüküyle kavga etmek değil; geleceğin ihtiyaçlarını konuşmaktır. Kürt Meselesi, seçim dönemlerinde hatırlanacak bir dosya ya da kriz anlarında başvurulacak bir güvenlik başlığı değildir. Bu mesele, Türkiye’nin demokrasi kapasitesini, hukuk anlayışını ve birlikte yaşama iradesini doğrudan ilgilendirir.
Sonuç olarak; Kürt meselesi ne bağırarak çözülür ne de bastırarak. Bu mesele, sakin bir dille, açık bir zihinle ve güçlü bir akılla ele alındığında çözülebilir. Çünkü akıl, korkudan değil, cesaretten beslenir. Cesaret ise güvenlikten değil, adaletten doğar.
