Mardin’de trafik kazaları her geçen gün artıyor.
Şehir büyüyor, araç sayısı artıyor ama yollar aynı!
Üstelik şehir merkezinden tırlar geçiyor, tankerler geçiyor, beton mikserleri geçiyor, yüksek tonajlı kamyonlar geçiyor.
Sonra?
Kaza!
Kimi zaman maddi hasarlı…
Kimi zaman yaralamalı…
Kimi zaman da maalesef ölümlü!
Peki daha kaç kaza olması gerekiyor?
Daha kaç insanımız yaralanmalı?
Daha kaç canımızı kaybetmeliyiz ki Mardin’in trafik sorununu ciddi ciddi konuşmaya başlayalım?
Adeta yılan hikayesine döndü!
Çevre yolu tamamlanmadıkça ağır tonajlı araçların şehir merkezinden geçişi devam edecek.
Bir tarafta tırlar, diğer tarafta tankerler…
Beton mikserleri, kamyonlar, otomobiller, minibüsler, motosikletler…
Aralarından karşıdan karşıya geçmeye çalışan insanlar!
Böyle bir trafik düzeninde kazaların artmasına şaşırmalı mıyız?
Elbette hayır!
Çevre yolu tamamlanıncaya kadar hiç olmazsa geçici tedbirler alınamaz mı?
Örneğin yüksek tonajlı araçların, tırların, kamyonların, tankerlerin ve beton mikserlerinin şehir merkezinden geçişleri belirli saatlere bağlanamaz mı?
Sabah işe ve okula gidiş saatlerinde…
Akşam iş çıkışında…
Trafiğin en yoğun olduğu zamanlarda bu araçların şehir merkezine girişleri daha sıkı şekilde sınırlandırılamaz mı?
Bu uygulama trafik akışını rahatlatmaz mı?
Kaza riskini azaltmaz mı?
Bunu tartışmak bu kadar zor mu?
Valiliğin tam karşısında.
Altında trafik sinyalizasyon ışıkları bulunan noktaya yapılmış bir üst geçit.
Üst geçit yapmak kötü mü?
Hayır!
Doğru yere yapılırsa son derece gerekli.
İnsan hayatını kurtaracaksa bir değil, on tane yapılsın.
Ama vatandaş kullanacak mı?
Asıl soru bu!
Ben o üst geçide bakıyorum.
Bazı günler kullanan yok!
Bazı günler bir kişi…
İki kişi…
Peki bu yatırım yapılmadan önce yaya yoğunluğu ölçüldü mü?
İnsanların karşıdan karşıya en fazla nereden geçtiğine bakıldı mı?
100 metre geriye yapılsaydı daha fazla kullanılmaz mıydı?
100 metre ileriye yapılsaydı yaya trafiğine daha fazla hizmet etmez miydi?
Bunları kim hesapladı?
Kim karar verdi?
Kamu yönetiminde herkesin görevi amirine:
“Siz bilirsiniz efendim!”
demek değildir.
Teknik olarak yanlışsa yanlış denilmeli.
Uygun değilse uygun değil denilmeli.
Vatandaş kullanmayacaksa bunun hesabı daha proje aşamasında yapılmalı.
Yoksa “Aman amir kızmasın”, “Müdür ne derse doğrudur”, “Siz bilirsiniz efendim” anlayışıyla şehir planlanmaz.
Bu anlayışın adına liyakat denmez.
Bunun adı olsa olsa “Siz bilirsiniz efendim yağdanlığıdır!”
Sonra ne oluyor?
Para harcanıyor.
Beton dökülüyor.
Demir dikiliyor.
Proje tamamlanıyor.
Ama vatandaş kullanmıyor.
Sonra da milyonluk yatırımlar kendi başına kalıyor.
Ağlıyor!
Üst geçidin iki tarafına da asansör yapılıyor!
Güzel.
Engelli vatandaşlarımız, yaşlılarımız, merdiven çıkmakta zorlanan insanlarımız için elbette gerekli.
Ama asansörleri yapmak yetmez.
Çalıştırmak gerekir!
Çünkü Mardin’in bu konuda hafızası pek iyi değil.
15 Temmuz Şehit ve Gaziler Parkı’nı bilirsiniz.
Eski adıyla Karayolları Parkı.
Parkta bir taraftan diğer tarafa geçmek için birkaç basamaklık kot farkı var.
Buraya uygun bir engelli rampası yapmak yerine asansör yapıldı.
Peki sonra?
Asansörün kapısı yıllarca kilitli kaldı!
Şimdi sormayalım mı?
Kapısı kilitli tutulacaksa engelli asansörü neden yapıldı?
Engelli vatandaş kullanamayacaksa o asansör kimin için yapıldı?
Göstermelik yatırım için mi?
Projede “Engelli asansörü yaptık” demek için mi?
Fotoğrafını çekip faaliyet raporuna koymak için mi?
Kamu parası bu kadar kolay mı harcanıyor?
Henüz tamamlanmadıkları için kapıları kapalı.
Temennimiz tamamlandıktan sonra gerçekten hizmet vermeleri.
Umarım onların kaderi de 15 Temmuz Şehit ve Gaziler Parkı’ndaki engelli asansörüne benzemez!
Umarım bir süre sonra kapılarında kilit görmeyiz.
Çünkü engelli vatandaş için yapılan bir asansörün kapısını kilitlemek, sadece bir asansörü hizmet dışı bırakmak değildir.
O vatandaşın önüne bir engel daha koymaktır.
Hem de “Engelsiz şehir” denilen bir dönemde!
Bazen sorun, yatırımın doğru yerde ve doğru şekilde yapılmaması!
Bir üst geçit yapıyorsunuz, vatandaş kullanmıyor.
Bir engelli asansörü yapıyorsunuz, kapısını kilitliyorsunuz.
Öte taraftan şehir merkezinden tırlar, tankerler, beton mikserleri ve kamyonlar geçmeye devam ediyor.
Çevre yolu ise yıllardır konuşuluyor.
İşte Mardin trafiğinin fotoğrafı bu!
Emniyet…
Belediye…
Karayolları…
Valilik…
İlgili bütün kurumlar aynı masaya oturmalı.
Trafik yoğunluğunun hangi saatlerde arttığı belirlenmeli.
Ağır tonajlı araçların geçiş saatleri yeniden düzenlenmeli.
Yaya geçiş noktaları masa başından değil, sahadan belirlenmeli.
Üst geçitlerin gerçekten kullanılıp kullanılmadığı ölçülmeli.
Asansör yapılıyorsa çalışır halde tutulmalı.
Ve en önemlisi çevre yolu meselesi artık Mardin’in gündeminden çıkarılacak şekilde sonuçlandırılmalı.
Mesele hizmet üretmek!
Mesele tabela dikmek değil.
Mesele vatandaşın o hizmetten yararlanmasını sağlamak!
Beton mikserleri trafiğin içine girecek.
Tankerler otomobillerle aynı yoğunluğun içinde ilerleyecek.
Kazalar olacak.
Biz de yine soracağız:
Bu kazalar önlenemez miydi?
Bir tarafta kilitli engelli asansörü…
Bir tarafta pek kullanılmayan üst geçit…
Ve bütün bunların arasından akıp giden kamu parası!
O nedenle birileri artık “Siz bilirsiniz efendim” demek yerine:
“Efendim, doğrusu budur!”
diyebilmeli.
Çünkü Mardin’in yağdanlığa değil, liyakate ihtiyacı var.
Kilitli asansörlere değil, çalışan hizmetlere ihtiyacı var.
Kimsenin kullanmadığı yatırımlara değil, doğru planlamaya ihtiyacı var.
Ve en önemlisi…
Mardin’in artık ağlayan üst geçitlere değil, insan hayatını koruyan bir trafik düzenine ihtiyacı var!
