Mardin’de bir kiliseye bakınca yalnızca taş duvar görmeyiz.
O duvarların içinde komşuluk vardır, emek vardır, memleketinden uzak düşmüş insanların hatırası vardır.
Bu yüzden Midyat’taki Süryani vakfıyla ilgili iddiaları okuyunca insanın aklına ilk şu soru geliyor:
“Bunca insanın emaneti ne oldu?”
Odatv’nin haberine göre, Midyat Süryani Kadim Cemaati Marbarsom ve Mart Şemuni Kiliseleri Vakfı’na ait 40’a yakın taşınmazın zaman içerisinde usulsüz yollarla şahısların mülkiyetine geçirildiği ileri sürülüyor.
Kafeterya ve misafirhane gelirlerinin tamamının kayda alınmadığı, ruhsatsız yapılar yapıldığı ve kaçak elektrik kullanıldığı iddiaları da var.
Başından söyleyelim:
Bunlar iddia. Bir haberde yazıldı diye kimseyi suçlu ilan edemeyiz.
Tapu kayıtlarını, devir işlemlerini, vakfın hesaplarını incelemeden hüküm vermek doğru olmaz.
Ama bu kadar ciddi soruyu duymazdan gelmek de olmaz.
Vakıf dediğiniz, başkanın özel işletmesi değildir. Yönetimine seçilen kişi o malın sahibi olmaz. Kendisine emanet edilen varlığı korumak, gelirini doğru kullanmak ve hesabını vermekle yükümlüdür.
Bu ölçü herkes için aynıdır. Camiye ait vakıfta da kiliseye ait vakıfta da değişmez.
Odatv, Vakıf Başkanı Yusuf Türker’e soruları yönelttiğinde, Türker’in önce “Size bu bilgileri kim verdi?” diye sorduğunu, ardından “Yanıt vermeyi düşüneceğim” dediğini aktarıyor.
İnsan, hakkında ağır iddialar ortaya atılınca bunların kimden geldiğini merak edebilir.
Buna şaşırmam!
Yalnız, kaynağın adını öğrenmek taşınmazların akıbetini açıklamaz.
Ortada yanlış bilgi varsa çıkar düzeltirsiniz.
Eksik varsa tamamlarsınız. Belgeniz varsa ortaya koyarsınız. Böylece hem kendinizi hem başında bulunduğunuz kurumu söylentiden korursunuz.
Sorular da öyle anlaşılmayacak kadar karışık değil.
Vakfın kaç taşınmazı vardı, bugün kaç tane var?
Mülkiyeti değişen yerler hangileri?
Devirler hangi gerekçeyle, kimin kararıyla yapıldı? Kafeteryadan ve misafirhaneden elde edilen gelir hesaplara nasıl işlendi?
Cevap, defterde ve kayıtta olmalı.
Burada tarihlere de dikkat etmek gerekiyor.
Haberde taşınmazlarla ilgili süreç 1999’daki kadastro çalışmalarına kadar götürülüyor. Yusuf Türker’in vakıf başkanlığına ise 2022’de geldiği belirtiliyor.
Öyleyse yıllara yayılan bütün işlemleri tek kişinin önüne yığarak işin içinden çıkamayız.
Hangi dönemde ne yapılmışsa ayrı ayrı bakılmalı. Kimin imzası, kimin kararı varsa sorumluluğu da ona göre konuşulmalı.
Hesap sormanın da bir adaleti olmalı.
Başkanın kişisel mal varlığına ilişkin iddia için de aynı ölçü geçerli.
Söylentiyle kimsenin kazancına leke sürülmez. Böyle bir iddiayı ortaya atan, dayanağını göstermelidir.
Vakıflar Genel Müdürlüğüne düşen ise kendi görev alanındaki kayıtları inceleyip meseleyi açıklığa kavuşturmaktır. Usulsüzlük varsa ortaya çıkarılmalı; iddialar doğru değilse o da açıkça belirtilmeli.
Bu tartışmanın uzayıp bütün Süryani cemaatini inciten bir dedikoduya dönüşmesine izin verilmemeli. Bir yönetim hakkındaki iddialarla bir topluluğu aynı kefeye koymak, Mardin’in komşuluk hukukuna yakışmaz.
Biz bu şehirde birbirimizin bayramını da biliriz, acısını da.
Komşumuzun emanetine ne olduğunu sormak da o komşuluğun gereğidir.
Kimsenin peşinen suçlanmasını istemiyoruz. Ancak cemaatin malını yönetenlerden açık bir hesap beklemek de kimseye haksızlık değildir.
Kırka yakın taşınmazdan söz ediliyor.
Az şey mi?
Defter açılsın, kayıtlar konuşsun. Hak kiminse yerini bulsun.
