İnsan yakınını kaybettiğinde ne düşünür?
Kaybettiğiyle yaşadıklarını, yarım kalan sözlerini, bir daha duyamayacağı sesini…
Biz ise cenazenin ardından taziye evinin kirasını, ikramın masrafını, dua okuyacak kişinin ücretini düşünür hale geldik.
Hayır için, hayrat için yapılan taziye evleri hangi ara gelir kapısına dönüştü?
Üç günlük kullanım için istenen ücretler neden bu kadar yükseldi?
Acıyı paylaşmak için açılan kapılarda vatandaş neden hesap kitap yapmak zorunda bırakılıyor?
Maddi durumu iyi olan bir dostum anlattı. Bir yakınlarını kaybetmişler. Ailece üç gün boyunca taziye evinde başsağlığı dileklerini kabul etmişler.
Taziye boyunca masanın başında oturan, gelenlere dua okutan kişiler de varmış. Üçüncü günün sonunda, adet olduğu üzere her birine zarf içinde üçer bin lira takdim etmişler.
Dostumun aktardığına göre zarflar kabul edilmemiş:
“Bizim ücretimiz kişi başı sekiz bin lira. Vermezseniz hakkımızı helal etmeyiz.”
Al buradan yak!
İnsanlar yakınlarını kaybetmiş, yürekleri yanıyor. Bir de karşılarına “Hakkımızı helal etmeyiz” sözü çıkarılıyor.
Bu anlatım doğruysa, ortada geçiştirilecek bir mesele yok. Yas tutan bir aileye böyle bir söz söylenebilir mi? Gönülden verilmesi beklenen bir yardım, nasıl önceden belirlenmiş bir alacağa dönüşür?
Duanın da mı tarifesi oldu?
Düne kadar “Zarfın içinden ne çıkarsa” denilen yerde, şimdi “Bu kadar vereceksiniz” mi deniliyor?
Burada bütün din görevlilerini aynı kefeye koymuyoruz. Görevini samimiyetle yapan, insanların acısını paylaşan hocalarımızı elbette ayrı tutuyoruz. Ancak anlatılan bu olayın araştırılmasını istemek de hakkımız. Taziye evlerinde hoca olarak bulunan bu kişiler kimdir? Resmi görevleri var mıdır? Talep ettikleri ücret neye dayanıyor?
İl Müftülüğünün açıklığa kavuşturması gereken sorular bunlar.
Taziye evlerine en yakın camilerdeki din görevlilerinin, görev düzenleri gözetilerek ailelere destek vermesi sağlanamaz mı? Vatandaşın acılı gününde yanında olmak için bir düzen kurulamaz mı?
Gelelim belediyelere…
Sosyal belediyecilik, insanın en zor gününde elini tutmayacaksa ne zaman tutacak?
Başka şehirlerde tanık oluyoruz. Belediyeler cenazenin yıkanmasından kefenlenmesine, mezarlığa taşınmasından defnedilmesine kadar aileye destek oluyor. Gerektiğinde taziye çadırı kuruluyor. İlk gün yemek veriliyor. Ailenin durumu iyi değilse bu destek taziye boyunca sürdürülüyor.
Belediye adı vermeyeceğim. Çünkü bunu yapan birden fazla belediye var. Demek ki yapılabiliyor.
Peki Mardin’de vatandaş neden aynı desteği her yerde, açık ve düzenli biçimde hissedemiyor? Hangi hizmetlerin ücretsiz olduğunu, nereye başvuracağını neden önceden bilmiyor?
Taziye evlerinin elektrik, su, temizlik ve bakım giderleri olabilir. Bunlar anlaşılır. Ama gideri karşılamakla acı üzerinden kazanç sağlamak arasındaki çizgi de korunmalıdır.
Hayırseverin bağışıyla yapılan bir binanın kapısında, dar gelirli vatandaş boynunu bükmemeli. Taziye evi ücretleri, aileyi düğün salonu tutar gibi bütçe hesabına sürüklememeli.
Anlatan dostumun maddi durumu iyi. Buna rağmen yaşadığını içine sindirememiş.
Bir de emekliyi, asgari ücretliyi, günlük iş bulursa evine ekmek götüreni düşünün. O insan cenazesine mi ağlasın, üç günün sonunda önüne gelecek hesaba mı?
Belediye başkanlarına, İl Müftülüğüne ve il yöneticilerine çağrımızdır:
Taziye evlerinin işleyişini denetleyin. Ücretleri ve giderleri şeffaf hale getirin. İhtiyaç sahibi ailelere destek sağlayın. Dua karşılığında ücret dayatıldığı iddialarını araştırın.
Vatandaş, acılı gününde kimin kapısını çalacağını bilsin. Kimse de o acıyı kazanç fırsatına çevirmesin.
Taziye evlerinde gidişat iyi değil beyler…
Bari vatandaşın, ölüsünü borç hesabı yapmadan toprağa vermeye hakkı olsun!
