Otyam’ların İzinde: Döne Otyam ve Mardin’e Dokunan Bir Yürek
Mehmet ÇELİK
23 saat önce
Usta gazeteci, büyük Anadolu sevdalısı Fikret Otyam’la yıllar önce Mardin’de düzenlenen bir söyleşide tanışmıştık. Her zamanki içtenliğiyle konuşuyordu…Röportaj serüvenlerini anlatıyordu.Yörük yaylalarında geçen günlerini, göçer çadırlarında dinlediği hayat hikâyelerini, Anadolu insanının acısını, umudunu ve direncini nasıl satırlara taşıdığını büyük bir heyecanla aktarıyordu.
O söyleşide bir ara durdu…Salondaki kalabalığın arasında arka sıraları işaret ederek gülümsedi:“Bu arkada oturan Karakız benim kızım…” dedi.
İşte o gün tanıdım Döne Otyam’ı.O gün bugün dostuz, arkadaşız.
Yıllar geçti…Ama bir şeyi hiç değiştirmedi Döne…İnsanlara dokunma biçimini.
Çünkü Otyam’lar hiçbir zaman hayatı şatolarda, salonlarda, yüksek duvarların arkasında yaşamadı. Onlar hep halkın içinde oldu. Toprağın kokusunu bilen, Anadolu’nun sesini duyan, insanların hikâyesini önemseyen bir damardan geldiler.
Döne de aynı yolu yürüdü.Babası Fikret Otyam’dan aldığı o büyük vicdanı, o insan sevgisini ve kültür duyarlılığını taşıdı hep.
Bugün Mardin Bienali’nde ortaya koyduğu emek de bunun en güçlü örneklerinden biridir. Çünkü Döne için sanat; sadece duvara asılan bir eser değil, yaşama dokunan bir nefes gibidir. Bir çocuğun gözünde umut, bir taş avluda yankılanan ses, bir kentin hafızasını koruma çabasıdır.
O yüzden Döne büyük işler yapar…Çünkü yüreği büyüktür.
Mardin Bienali’nin bugün dünya ölçeğinde konuşuluyorsa, bunda onun emeği, samimiyeti ve inancı büyük yer tutuyor. O, Mardin’i sadece bir organizasyon alanı olarak görmedi. Bu şehrin ruhunu sevdi, insanını dinledi, kültürüne sahip çıktı.
Rahmetli Fikret Otyam bugün yaşasaydı eminim gururla yine aynı cümleyi kurardı:“Bu Karakız benim kızım…”
Ve bizler de aynı gururla şunu söylerdik:İyi ki bu topraklardan Otyam’lar geçti…İyi ki hayatlara dokunan insanlar hâlâ var.