'Kayıtdışı' Sergisi Mardin'de açıldı

Kategorilenmemiş
15-03-2021 14:08
Google News

Mardin'de 13 Metrekare Sanat Kolektifi'nin Kültür için alan tarafından desteklenen 'Kayıtdışı' proje sergisi sanatseverleri bir araya getirdi.

'Kayıtdışı' Sergisi Mardin'de açıldı
13 Mart -21 Mart tarihleri arasında Mardin Müze yanı Kültür sokakta 3 farklı mekânda halkın ziyaretine açılan serginin Küratörlüğünü Canan Budak’ın üstlendiği “Kayıtdışı” sergisinde Mehmet Ali Boran, Amar Kılıç, Mehmet Çimen, İrfan Amida, Cebrail Özmen, Flaneur inisitatifi, Mehmet Sait Tunç, Adnan Toparlı, Canan Budak Veysi Anuk, Hasan Atılgan, İbrahim Ayhan, Büşra Akgeyik, Nurullah Değer, Murat Küçük gibi sanatçılar var.

Mardin’de 13 Metrekare Sanat Kolektifi’nin fotoğraf sanatçısı Amar Kılıç , Kendi kent deneyimleri üzerinden mekânları, kimlik, aidiyet, zorunlu göç gibi kavramlar ile birlikte değerlendirirken, kültür taşıyıcıları ve basılı kaynaklar aracılığıyla mekânları yeniden okumaya açtığını söyledi.

Mekânların ortak kaderleri olan yıkım, yabancılaşma, terkediliş ve kimliksizleştirmeyi sorunsallaştırdığını belirten Kılıç,” Bu doğrultuda mekânların resmi ve gayri resmi anlatı kalıntılarını, arkeolojik kazı misali sosyo-kültürel katmanlarla birlikte değerlendiriyor. Mekânların bilinmeyen belleğine dair sürülen izler, bir bütünün çatlağından sızar gibi bizlere bambaşka kapıları aralıyor. “Kayıtdışı” sergisi, bir filmde sansürlenen ya da filmin dışında kalan sahnelerin yeniden filme dâhil edilmesi olarak da okunabilir. Proje kapsamında üretilen çalışmalar bu bağlamda ana akım tarihsel anlatının dışında kalan ve kolektif bellekte biriken anlatıları da yeniden görünenin döngüsüne dâhil eder. Mekânsal pratiklerin değişmesine bağlı olarak, kent hafızanın silinmesi ve korunamaması bir sorunsal olarak ortaya çıkarken, Mardin’de kolektif hafızaya referans vererek katkı sağlamayı ve diri tutmayı, bugünün tanıkları olan sanatçılar, geçmişin izlerini geleceğe aktarıyor. Aynı zamanda kent belleğinin bir halının altına süpürülüp saklanan ve dillendirilmeyen bilgi boşluğunu mekâna özgü olarak ürettikleri çalışmalarla mekânın ve hafızanın muğlaklığını nasıl açığa çıkarabileceğinin görsel ipuçlarını muhayyel imgelerle gün yüzüne çıkarıyor. Sergide emeği geçen bütün sanatçı arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.” dedi

Heykeltıraş Sanatçısı Canan Budak ise, Taşların Akrabalığı” adlı çalışmasında, yıllardır insan merkezli tahakkümün hüküm sürdüğü Mardin Kalesine odaklandığını belirterek, çalışma, kaleden devşirilen taşları bir araya getiren bir yerleştirmeden oluşur. Minyatür bir tasnif alanı üzerinden mekânı yeniden üretir. Düşüncesi ile sergiye katkı sağladığını ifade etti.

SANATÇILAR KATKILARI İSE ŞUNLAR:

Kayıtdışı projesi kapsamında sanatçılardan Mehmet Ali Boran, Mezopotamya ovasındaki dört höyükten hareketle ürettiği “Bekleyiş” adlı video çalışmasında, zaman ve mekanı baz alarak animizm, feodalite, iktidar ve siyasete göndermeler yapar. Yeni dönem güvenlik sistemlerinin jeo aracılığıyla denetim mekanizmasının işleyişine ve bu vesileyle de mekânın her defasında yeniden nasıl üretildiğini sorgular. Cebrail Özmen, Gurs Vadisi’nde yer alan hidroelektrik santralinin yarattığı ekosistem tahribatına direnen doğaya dikkatleri çeker. “Santral” adlı çalışmasında ürettiği duyumsal videonun yanı sıra, alanda yaptığı müdahale ile artık doğa ile bütünleşmiş eski santral borularının varlıklarını görünür kılar. Murat Küçük, “Sayfiye Hali” adlı fanzin çalışmasında Mardin’deki sayfiyelerin mekânsal, ekolojik ve demografik dönüşümüne dikkat çeker. Bir hatırlatma denemesi olarak ürettiği fanzini basılı ve elektronik olarak dağıtır.

Mehmet Çimen, “İnşa” adlı çalışmasında ürettiği videoda askeri bir kışlanın müzeye dönüşümünün hikayesini yeni medya aracılığı ile ironik bir gölge oyununa çevirir. Sürekli değişen mekânın politik olarak, konjonktürel ittifaka göre değişebileceğine dikkat çeken sanatçı yerleştirme olarak da sergi mekânında bir inşaat iskelesini hazır bulundurur.

Veysi Anuk ve Hasan Atılgan’ın ortak çalışması “Yapıbozum Kuyuları”, mekâna özgü olarak üretilmiş bir yerleştirmedir. Çalışmada hiçbir sanatsal değeri olmayan şeffaf poşetlerin üzerine yapılan müdahaleler ile bunların kuyu suyunun yüzeyinde belirenyansımaları birer imgeye dönüşür. Bu imgeler, kuyuların karanlığına atıfta bulunarak geçmişimize ve kendimize dair birçok anlatıyı şeffaflaştır.

Adnan Toparlı, Tarihi Emir hamamı ile ilgili ürettiği “İz” adlı videoda toplumsal cinsiyet rolleri ve yön bulma travması üzerinden, kişisel bellek vasıtasıyla zaman mekan mefhumunu sorgular.

Canan Budak, “Taşların Akrabalığı” adlı çalışmasında, yıllardır insan merkezli tahakkümün hüküm sürdüğü Mardin Kalesine odaklanır. Çalışma, kaleden devşirilen taşları bir araya getiren bir yerleştirmeden oluşur. Minyatür bir tasnif alanı üzerinden mekânı yeniden üretir.

İbrahim Ayhan, “Aidiyet” adlı çalışmasında inanç sistemlerinin dayattığı otoritenin mekânda oluşturduğu deformasyona odaklanır. Sanatçının üretimi, mekânın güney duvarına yansıtılan haç sembolünün mekandan kazınmasının yarattığı duyusal durumu temsil eden bir figürün izi ile kıble yönüne yerleşen seccadenin üzerinde oluşan ibadetin izlerini bir araya getirir.

Mehmet Sait Tunç, Amerikan Koleji (Prot) ile ilgili yaptığı sözlü tarih çalışmaları sonucunda, mekânın önemli şahsiyetlerinden Miss Fenengay’ın hafızalardan silinmeyen şapkasını anıtsallaştırmıştır. Prot’ta yetim kız çocuklarına verilen dantel eğitiminden yola çıkarak “Sürgün” adlı çalışmasında bir masa örtüsünü anıtsal bir imge olarak şapkaya dönüştürür.

Amar Kılıç, Cinnenci evi ile ilgili “Mülk Allah’ındır” isimli çalışmasında aidiyet ve mülkiyet olgusu üzerinden mekânların sırlarını ve eşiklerin ardında görünmeyeni sorgular. “Asla!” adlı çalışması ise Şemme Hatunun direnişini, izleyicilerin katılımcı bedensel deneyimi ile sanatsal forma dönüştürür.

Büşra Akgeyik “Armağan” adlı çalışmasında, çıkmaz sokakta bulunan çeşme ve yatır mekânının belleği ile ilgili gerçekleştirdiği üretimlerle toplumsal hafızasından silinen mistik ritüelleri tekrar hatırlatıp kentte bir hafıza yoklaması yapar. Flaneur İnisiyatifi sanatçıları, değişim, dönüşüm, mekân, barınma, aidiyet ve kimlik gibi kavramlar üzerinden mekânı sorgular. “Dünden Artanlar”, “İsimsiz”, “Doğum Yaşam Ölüm” ve “Sakin-siz” adlı çalışmalar, mekânın değişimi ve dönüşümündeki katmanları referans alarak, izleyiciyi hem duyumsal hem de görsel olarak mekânın bilinmeyen belleğini keşfe sürükler. Nurullah Değer, mekânla ilgili anlatılarında göç, kayıp, yerinden edilme, olmak ya da olmamak üzerine düşündürürken, “Göç” adlı çalışması deforme edilen bir halı yerleştirmesinden oluşurken, “Tavit” isimli çalışması ise mekânın bilinmeyen bir portresini öne çıkaran temsili bir gömlek enstalasyonudur.

Îrfan Amîda, “Taşın Kırığı” adlı çalışmasında kentin köy ve ilçelere ulaşımını sağlayan Surur Garajı’nın kendi hafızasındaki yeri ve tanıklıkları üzerinden bir edebi anlatı üretiyor. Böylece, kişisel belleği ile kolektif bellek arasında bir bağ kuruyor.