?>

KİFAYETSİZ MUHTERİSE DÖNÜŞÜM

Nesrin Aykaç

1 gün önce

Bir "Gandi" Muhasebesi

Sakindi, "Bay Cemal" tonlamasını, meşhur mutfak videolarını, "evimin direği, fırınımın küreği, halis ev erkeği" edasını terk etmenin zamanı gelmişti. Artık ihtiyar delikanlı rolü ona dar geliyordu. Yıllarca sabrın, sükûnetin ve mağlubiyet karşısında metanetin sembolü olmuştu. Fakat insan, kaderiyle çok uzun süre oturursa bir gün onunla yer değiştirmek isterdi.

Güneş, Ankara'nın o bürokratik griliğine doğarken Cemal Bey mutfağında her zamanki sakinliğiyle çayını demliyordu. Masanın üzerine eski model tabağı bıraktı. İçine iki adet kırma zeytin koydu. Ne eksik ne fazla.

Hayatını adadığı hesap uzmanlığı bunu gerektirirdi.

Bir zeytin umut içindi.

Diğeri ise bir sonraki seçim için.

Bugün büyük günlerden biriydi. Yine bir strateji kuracak, yine tarihin akışını —ve mümkünse partisinin kurultay takvimini— değiştirecekti.

"Kifayetsiz muhterisler..." diye mırıldandı çayından bir yudum alırken.

Son zamanlarda etrafını saran genç siyasetçileri düşünüyordu. Hepsinin ortak özelliği vardı: Kazanmak istiyorlardı.

Bu ona biraz aceleci görünüyordu.

"Yahu," dedi kendi kendine, "bana muhteris diyorlar. Ben ki tam on üç kez kaybetme sabrını göstererek siyasetin Himalayalarına tırmanmış bir insanım. Bu başarısızlık değildir. Bu sürdürülebilirliktir. Bir insan aynı şeyi bu kadar uzun süre yapabiliyorsa artık ona hata değil gelenek denir."

Derin bir nefes aldı.

"Bay Cemal devri bitmiştir."

Aynaya baktı.

"Artık Cemo geliyor."

Telefonunu tripodun üzerine yerleştirdi. Arka planda mutlaka o meşhur, hafifçe soyulmuş mutfak dolabı görünmeliydi. Halkla kurulan mistik bağın sırrı bu dolap kapağında saklıydı. Siyasi iletişim uzmanları yıllardır programlar yapıyor, raporlar hazırlıyor ama asıl sırrı kimse çözemiyordu.

Millet mutfaktan çıkan adama güveniyordu.

Özellikle seçimden sonra tekrar mutfağa dönüyorsa.

Kameranın karşısına geçti.

Kollarını sıvadı.

Parmağını objektife doğru salladı.

"Buradayım be! Buradayım! Siz de buradasınız."

Bir an durdu.

Kendi coşkusundan etkilenmişti.

"Şimdi bana diyorlar ki, 'Cemal Bey neden altılı masa?' Yahu geometrinin en dengeli şekillerinden biridir altıgen! Biz o masaya sadece insanları değil, ihtimalleri oturttuk. Her bir ortağın yüzde sıfır nokta iki oy potansiyeli vardı. Altıyı çarpınca neredeyse bir ediyordu. Matematik yalan söylemez!"

Konuşma ilerledikçe heyecanlandı.

"Biz öyle bir ittifak kurduk ki seçimden önce bakanlıklar dağıtıldı, seçimden sonra seçmenin haberi oldu."

Videoyu yükledi.

Yorumları beklemeye başladı.

İlk yorum eski ortaklarından birinden geldi:

"Cemal Bey, harika bir konuşma. Bu arada gelecek seçim için üç bakanlık, iki yardımcılık ve bir de stratejik danışmanlık sözü alabilir miyiz? Maksat birlik bozulmasın."

Cemal Bey tebessüm etti.

"Hemen," dedi içinden.

"Nasıl olsa vaat etmek bedava."

Defterine not düştü.

Demokrasi, biraz da yaratıcı muhasebe sanatıdır.

Salı Sallanır, Koltuk Sallanmaz

Öğle saatlerinde grup toplantısı için salona giriş yaptı.

Salon inliyordu:

"Yolun açık olsun, cebin dolsun Cemo!"

Kimisinin alkışı samimiydi.

Kimisinin hesaplı.

Kimisinin ise aday listesine yetişme telaşı vardı.

Fakat Cemal Bey bunların hiçbirini ayırt etmeye çalışmıyordu.

Zaten yıllar içinde yandaşla yoldaşı, sadakatle beklentiyi, ilkeyle pazarlığı birbirinden ayırmaya çalışmanın insanı yorduğunu öğrenmişti.

Üç yıllık kürsü hasretinden sonra biraz heyecanlıydı.

Ama halk da zamanla alışacaktı.

Tıpkı onun seçim sonuçlarına alıştığı gibi.

Kürsüye çıktı.

Dosyasını açtı.

Derin bir nefes aldı.

Ve en güçlü silahını çekti:

Belirsiz gelecek zaman.

"Gidiyorlar dostlarım!" diye haykırdı.

"Gidiyorlar! Önümüzdeki ilk pazar gününden sonraki, ondan sonraki ve muhtemelen ondan sonraki ilk seçimde kesin gidiyorlar!"

Salondan alkış tufanı koptu.

"Tarih veriyorum!"

Kalabalık nefesini tuttu.

"Yakındır!"

Coşku zirve yaptı.

Arka sıralardan genç bir partili el kaldırdı.

"Efendim, hangi seçim?"

Yanındaki tecrübeli siyasetçi dirseğini böğrüne geçirdi.

"Sus evladım. Stratejiyi bozma."

Genç adam sustu.

Henüz siyasetin temel kuralını öğrenmemişti:

Belirsizlik bazen programın kendisidir.

Kurultaylar Geçer, Delegeler Kalır

Toplantı sonrası odasına çekildi.

Duvarlarda eski seçim afişleri asılıydı.

Her biri ayrı bir dönemin hatırasıydı.

Kimi umutla başlamıştı.

Kimi anketlerle.

Kimi değişim sloganlarıyla.

Ama hepsi aynı noktada birleşmişti:

"Bir dahaki sefere."

Cemal Bey afişlere baktı.

Bunları başarısızlık olarak görenler vardı.

Oysa o farklı düşünüyordu.

Bir insanın aynı dağa on üç kez çıkmaya çalışması başarısızlık değil, karakter meselesiydi.

Dağın onu istememesi ise ayrı konuydu.

Akşam eve döndüğünde televizyonu açtı.

Ekranda yine kendisinin kaybettiği iddia edilen eski seçimlerden biri tartışılıyordu.

Yorumcular bağırıyor, grafikler gösteriyor, istifa kelimesini cümle içinde farklı çekimlerle kullanıyordu.

Cemal Bey sakinliğini bozmadı.

Telefonunu çıkardı.

Parti tüzüğünü açtı.

54.maddenin B fıkrasının C bendinin alt paragrafını okumaya başladı.

Gözleri ışıldadı.

Aradığı şeyi bulmuştu.

Bir dipnot.

Siyasetin gerçek sahibi bazen halk değil, dipnotlardı.

"İstifa mı?" diye düşündü.

"Yoo..."

"Bu sadece taktiksel geri çekilmedir."

Bir süre sessiz kaldı.

Sonra aynaya yürüdü.

Kravatını düzeltti.

Saçlarını eliyle geriye yatırdı.

Ve kendisine baktı.

Karşısında artık mutfaktaki mütevazı adamı görmüyordu.

Yıllar içinde mağlubiyetlerden örülmüş, eleştirilerle sertleşmiş, kurultaylarla bilenmiş bambaşka bir figür duruyordu.

Bir zamanların sakin Gandi'si gitmişti.

Yerine koltuğun metafizik anlamını keşfetmiş bir siyaset dervişi gelmişti.

Dudakları kıpırdadı.

"Ben Cemal..."

Bir an durdu.

"Geliyorum."

Sonra omuz silkti.

"Ama acelem yok."

"Pekâlâ bir ara da gelebilirim."

Dışarıda gece Ankara'nın üzerine çökerken, parti binalarının ışıkları birer birer sönüyordu.

Fakat siyasetin o ölümsüz koridorlarında bir ses hâlâ yankılanıyordu:

Şahlan Cemo...

Yolun açık olsun. 13 kez kaybeden 14'üncüye hazırdır.

Demokrasi oldukça, kaybetmeyi kader değil kariyer planı hâline getiren kifayetsiz muhteris Cemo'lar hep var olacaktır.

Nesrin Aykaç 

YAZARIN DİĞER YAZILARI