USD 0,0000
EUR 0,0000
USD/EUR 0,00
ALTIN 000,00
BİST 0.000

Geçmişten Günümüze Mezopotamya’da Kalkınma: Mardin Örneği

02-03-2021
Google News

Milattan önce 2100 yıllarında yazılmış 12 tabletten oluşan Gılgamış Destanı tarihin bilinen ilk yazılı destanıdır. Gılgamış Destanı çoğu kez dini kaynaklarla karşılaştırılmaktadır. Bir kurumsal-kalkınma iktisatçısı olarak destanın benim için en önemli yönü, aslında içinde bir kalkınma hikayesi barındırmasıdır. Kalkınmanın kökenlerinin yine Mezopotamya’da çıkması şüphesiz ilklerin coğrafyası için şaşırtıcı değildir. Gılgamış; bir kral oğlu olarak doğmuş, saraydan bebekken bir kehanet nedeniyle atılmış ve bir çiftçi tarafından yetiştirilmiştir.  Gel zaman git zaman büyümüş kralsız kalan Uruk kentinin yaşlıları tarafından şehrin kralı olarak seçilmiştir. Seçilir seçilmez Kiş kentinin kralı Agga ona tabi olmasını istemiş, Gılgamış kentin yaşlıları ve gençleri ile ayrı ayrı istişare etmiştir. Gençler; özgürlüklerini vermek istememiş, Agga’ya boyun eğilmeyeceğini belirterek savaşa hazır olduklarını bildirmişlerdir. Yaşlılar ise Agga’dan ve ölümden korkarak, Agga ile anlaşma yapılmasını önermişlerdir. Gücüne ve gençliğine güvenen Gılgamış; Agga’ya karşı çıkmayı benimsemiş, bu kararlılığı gören Agga geri adım atmıştır. Günümüzde X, Y, Z kuşak arasındaki farklılıklar tartışılırken, nesiller arasındaki yaklaşım ve davranış farklılıkları benzer bir durum değil midir?

Gılgamış’ın şehrin gelişmesi için yaptığı ilk iş halkıyla beraber o güne kadar görülmemiş bir duvar örmek olmuştur. Destanda bu anlatış ise işbirliğini ve birlikteliği kutsar niteliktedir. Fırat nehrinin kıyısında yer alan Uruk; ticaret, bilim ve üretim merkezidir. Şehrin görkemini ve zenginliğini kıskanan, yemek pişirmek için ateş bile yakamayan komşu halklar; Uruk’a ara ara saldırıp kan döküyor, yağma yapıyordu. Bunu engellemek için ilk iş, şehri koruyacak kalın duvarlar yapmak olmuştur. “Ama bu işi sadece ben yapmadım, Uruk’un tüm erkekleri aylarca eve gitmemiş, ağlayıp sızlayarak duvarı, kuleleri ve kapıları yapmıştır. Bu duvarı herkes birlikte inşa etti, Uruk halkı artık gece rahat uyuyabilmektedir.” Uruk’ta güvenlik sağlandıktan sonra şehrin geliştiğini görebilmekteyiz.

Destanda anlatılan diğer bir olay ise Uruk kentinin yakınında bulunan sedir ormanlarının zenginliğinin Humbaba (Sümercede Huvava) adında dev bir canavar yüzünden kullanılamamasıdır. Humbaba; Gılgamış ve onun en yakın dostu Enkidu’nun iş birliği ile yenilmiş, Uruk halkı sedir ormanlarının zenginliğine kavuşmuştur. Humbaba, bir kentin veya bölgenin potansiyelini kullanamamasına sebep veren çıkar topluluğu veya kalkınmanın önündeki engel değil midir? Buna ek olarak destanda Gılgamış kentliliği temsil ederken, Enkidu kırsallığı temsil etmektedir (Uzun yıllar sonra yazılmış İbn-i Haldun’un Mukaddime kitabında bu ayrımı Ümran Bedevi ve Ümran Medeni (Hadari) ayrımında görebilmekteyiz.) Bu nedenle kalkınmanın çok yönlü kırsal-kentsel strateji birlikteliğini içermesi gerekmektedir.

Gılgamış Destanı’ndan günümüze geçmeden önce ilginç bir bilgiye daha yer vermek istiyorum. Belki de Mardin’in en ihtişamlı zamanını yaşadığı Artuklu Beyliği döneminde vergi; bir kalkınma politikası olarak kullanılmıştır. Ulu Caminin doğu avlu duvarının dış cephesinde bir vergi emri kitabesi yer almaktadır: 

“ ……. keyfi olarak tesis edilen erzak ve vergi alımının iptaline ki bunlar, zabitlerin aldığı erzak, un pazarından, üzüm sıkılan yerden, kurutulmuş meyveden, hayvan ticaretinden ve Mardin’e ağır gelen bütün vergiler, aynı şekilde temel ihtiyaç maddeleri, muhtesip, vali, kadılar ve onlara bağlı kişilerce tespit ve hukuki kayıtların açılmasından alınan vergilerin kaldırılmasını emretti…..” (Çağlayan, M. (2017), Mardin Ortaçağ Anıtları ve Yapım Teknikleri). Bu vergi muafiyet kitabesine neden yer verdiğimi yazımın sonunda daha iyi anlayacaksınız. Şüphesiz Artukluların bu vergi politikası ile Ortaçağ’da İpek Yolu üzerindeki şehirlere göre daha dar bir ticaret ağı olan Mardin; tüccarlar için daha cazip hale getirilmeye çalışılmıştır. Vergi muafiyetleri sayesinde Mardin, Orta Çağ’da İpek Yolu’nun önemli ticaret merkezleri olan Nisibis (Nusaybin) ve Dunaysır (Kızıltepe) ile rekabet edebilecek düzeye gelmiştir. Günümüzde Mardin hala İpek Yolu aksı üzerindeki Diyarbakır, Şanlıurfa, Gaziantep, Şırnak gibi şehirlerle farklı sektörlerde rekabet halindedir. Ekonomik olarak batısında olan şehirlerin (Gaziantep, Şanlıurfa) gerisinde olsa da…

Mardin ilinde hali hazırda 854.716 yerli ve 88.986 geçici koruma altındaki göçmen olmak üzere toplam 943.702 kişi yaşamaktadır. Son 9 yıldır %10,6’sı göçmen olan bir ilin hesaplamalarının sadece yerel nüfusla yapılması gerçek sonucu veremeyebilir. Sadece yerli nüfus ile TÜİK tarafından 2019 yılı kişi başına GSYH 5.083 ABD doları hesaplanmıştır. Göçmenlerin nüfusa eklenmesi ile elde edilen rakam 4.603 ABD Dolarıdır. Türkiye için hesaplanmış rakam aynı yıl için 9.213 ABD Dolarıdır. Bu hesaplamalarda kullanılan Döviz Kuru 5,68’dir. 2020 yılı sonunda Merkez Bankası Efektif Döviz Kuru 7,41 USD/TL’dir. Bu kapsamda Mardin’in 2020 yılında pandemiden dolayı büyümediği varsayılırsa mevcut durumda 2020 yılının sonunda Mardin kişi başına GSYH’sı yıllık sadece 3.528 ABD Dolarıdır. Diğer bir tabir ile Mardin’in kişi başına düşün yıllık GSYH’sı Türkiye’nin sadece yarısıdır (Bu seviye Filistin, Bolivya ve Cibuti gibi ülkelerin seviyesindedir.) Ekonomik kalkınma ölçütlerinde sadece kişi başına düşen yıllık GSYH dışında sağlık, eğitim, konut gibi parametreleri içeren Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Endeksleri (SEGE) kullanılmaktadır. SEGE değerleri iller arasında refah karşılaştırması yapabilmekte, iller arasında göç nedenlerini ortaya koyabilmektedir. Daha önce gerçekleştirilmiş (SEGE) sıralamalarına göre Mardin’in konumu aşağıdaki gibidir:

Kurum

DPT

DPT

Kalkınma Bakanlığı

Sanayi ve Tek. Bakanlığı

Yıl

1996

2003

2011

2017

Sıra

66

72

74

74

Bu sıralamaya göre Mardin’in ülke içindeki konumu gelişmemiş aksine geriye gitmiştir. Gelecekte ne olacağını görebilmek için nüfus yapısı ve iş yaratabilme kapasitesi incelenmelidir. TÜİK 2020 yılı ADNKS’ye göre Mardin’in yaş ortalaması 23,5’tir (Türkiye’nin 32,7). Mardin’in içinde yer aldığı TRC3 Bölgesi 2019 yılı verilerine göre  %30,9 işsizlik oranı ile Türkiye’nin en yüksek işsizlik oranına sahiptir (Türkiye ortalaması aynı yıl için %13,7’dir). Genç işsizlik oranı %50’ye çıkmaktadır. Her yıl işgücüne katılan yeni kişilerle işsizlik sorunu gittikçe kronikleşen bir hale dönüşmeden müdahale edilmesi gereken en önemli sorunlardan biridir.

Peki potansiyeli diğer illere kıyasla çok daha yüksek olan Mardin’in kalkınması için neler yapılmalı ve işsizlik ile nasıl mücadele edilmelidir? Mardin’in başat sektörleri tarım, ticaret, turizm ve sanayi olarak sıralanabilir. Tarım için en önemli yatırım olan Aşağı Fırat 2. Merhale Sulama Projesi; ticaret için Ticaret Merkezi Projesi’ni başka yazılarda 2021 yılı ve geçmiş yıllardaki yatırım programlarını ele alarak inceleyeceğim. Bu yazımda biraz daha sanayi sektörüne odaklanacağım.

İşsizlik problemine en hızlı çözüm; emek yoğun sektörlere odaklanmaktır. Geçmiş dönemde katalizör rolü oynayan Dicle Kalkınma Ajansı’nda üç önemli örnek verilebilir:

Batman Tekstil Kent Projesi: 2010 yılında Dicle Kalkınma Ajansı desteği ile atıl durumdaki tekel binaları tekstil kente dönüştürülerek Batman’ın tekstil merkezi haline gelmesi sağlanmıştır.

Mazıdağı Fosfat Tesislerinin Ekonomiye Kazandırılması: 2010 yılında Mazıdağı Fosfat Tesislerinin tekrar faaliyete geçirilmesi için Kalkınma Ajansı uzmanları tarafından rapor hazırlanmış, özelleştirme ihalesinin tekrar edilmesi sağlanarak tesise yatırım yapılması sağlanmıştır.

- Mardin 2. OSB Projesi: Dicle Kalkınma Ajansı uzmanları tarafından 2010 yılı içinde hazırlanan rapor ile Mardin’de 2. Organize Sanayi Bölgesinin yapılmasına karar verilmiştir. Ancak altyapısının tamamlanması ancak 11 yıl sonunda gerçekleşebilecektir. Bu gecikme Mardin yatırım ortamına ve diğer illerle rekabetinde önemli ölçüde zarar vermiştir.

Bu projelere ek olarak Nusaybin’de tekstil kent kurulması, Midyat ilçesine Organize Sanayi Bölgesi’nin kurulacak olması önemli kazanımlardır.

Emek yoğun sektörlerin yapıları gereği ilk yatırım maliyetinin nispeten düşük ancak işletme maliyetinin yüksek olduğu sektörlerdir. Bu nedenle emek yoğun sektörlerdeki yatırımcılar ilk yatırım maliyetine katlanmayı tercih etmemektedir. Şanlıurfa’da buna benzer örnekler son üç yılda gerçekleştirilmiş, Şanlıurfa’nın ayakkabı ve tekstil sektörü için merkez haline gelmesine yönelik önemli adımlar atılmıştır. Gerçekleştirilen modelde fabrika binaları kamu eliyle inşa edilerek “istihdam garantisi” ile düşük ücretlerle kiralanmaktadır. Bu model ile emek yoğun sektörde faaliyet gösteren yatırımcılar ilk yatırım maliyetine katlanmadan ilin yatırım olanaklarını ilk elden deneyimlemekte ve sonrasında yatırımını büyütmek için yeni yatırımlar gerçekleştirmektedir. Mardin 2. Organize Sanayi Bölgesi’nin aktifleştirilmesi için bu tarz yatırımlar gerçekleştirilmelidir. Bu kapsamda özellikle Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın “Cazibe Merkezleri Destek Programı” kullanılmalı, komşumuz Şanlıurfa’dan zaman kaybetmeden örnek alınmalıdır. Diğer taraftan sanayi için gerekli altyapı eksikleri mümkün olunca erken tamamlanmalıdır. Böylelikle yatırımların önünde “Humbaba”lar kaldırılmış olur.

Mardin Teşvik sisteminde 6. Bölge’de yer almaktadır. Bu nedenle 500.000 TL ve üzerinde gerçekleştirilen sanayi yatırımlarında yatırımlarda SGK işçi-işveren hissesi ve ücret üzerinden alınan gelir vergisi stopajından 10 yıl boyunca, yapılan yatırımın %50’si kadar kurumlar vergisi, alınacak ekipman ve makinenin KDV ve Gümrük vergisi muafiyeti sunmaktadır. Bu muafiyetler yatırımlar için önemli teşvikler sunmaktadır ancak gerekli altyapı mümkün olduğunca erken tamamlanmalıdır.

Sağlıcakla kalın.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?